|
عَنْ أَبِي حَمْزَةَ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ اْلاَنْصاَرِيِّ خاَدِمِ رَسوُلِ اللهِ e t قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ e اَللَّهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ مِنْ أَحَدِكُمْ سَقَطَ عَلَي بَعِيرِهِ وَقَدْ أَضَلَّهُ فِي أَرْضٍ فَلاَةٍ . وَفِي رِواَيَةٍ لِمُسْلِمٍ : اَللَّهُ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ حِينَ يَتُوبُ إِلَيْهِ مِنْ أَحَدِكُمْ كَانَ عَلَى رَاحِلَتِهِ بِأَرْضٍ فَلاَةٍ فَانْفَلَتَتْ مِنْهُ وَعَلَيْهَا طَعَامُهُ وَشَرَابُهُ فَأَيِسَ مِنْهَا فَأَتَى شَجَرَةً فَاضْطَجَعَ فِي ظِلِّهَا وَقَدْ أَيِسَ مِنْ رَاحِلَتِهِ فَبَيْنَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ هُوَ بِهَا قَائِمَةً عِنْدَهُ فَأَخَذَ بِخِطَامِهَا ثُمَّ قَالَ مِنْ شِدَّةِ الْفَرَحِ اَللَّهُمَّ أَنْتَ عَبْدِي وَأَنَا رَبُّكَ أَخْطَأَ مِنْ شِدَّةِ الْفَرَحِ .
DEVE VE ÇÖL YOLCULUĞU
Çöl nedir bilirmisiniz? Evet kışın çok soğuk, yazın cok sıcak ve kurak olan kumlu arazi... Eskiden otobüs, uçak, tren gibi ulaşım vasıtaları yoktu. Peki insanlar bir köyden diğer bir köye, bir şehirden diğer bir şehire, bir memleketten diğer bir memlekete nasıl gidiyordu dersiniz? Evet bildiniz, ya yürüyerek, ya ata binerek ya da deveyle... Ama uzun yolculuklara yürüyerek gitmek mümkün değildi. O halde, ya atla ya da deveyle, ya eşekle ya da katırla giderlerdi. Bazı ülkelerde büyük çöller var. Meselâ, Avustralya ve Arabistan... Bu çöller günlerce, hatta haftalarca ve aylarca yürüseniz bile bitmeyecek kadar geniş ve uzun. O halde eski dönemlerde bu çölleri geçmek için en uygun ulaşım vasıtası neydi acaba? Evet yine bildiniz. Deve. Çünkü deve susuzluğa ve sıcaklığa en fazla dayanabilen çöl hayvanı... İsterseniz şimdi hep birlikte gelin eski zamanlara bir yolculuk yapalım: Bakın işte bir adam devesini hazırlıyor. Her halde uzun bir çöl yolculuğuna çıkacak. Evet, evet. Çünkü devesinin üzerine bir çok azık almış. Suları da deriden yapılmış testilere doldurup devenin üzerine atmış. Uzun yol boyunca kendine yetecek yiyecek ve içeceği yanına alıp yola koyuluyor. Bazen deveye biniyor, bazen yürüyor. Gidiyor, gidiyor, gidiyor. Geceler gündüzleri, gündüzler geceleri kovalıyor. Kaç tepe aştı? Kaç vâdi geçti? Allah biliyor. Adam akıllı. Çünkü çok acıkmasına ve susamasına rağmen yemeğini azar azar yiyor, suyunu azar, azar içiyor. Epeyce yol gitti. Çölün ortasına gelince adam şöyle bir durdu. Sağ tarafına baktı, uçsuz bucaksız çöl... Sol tarafına baktı, uçsuz bucaksız çöl... Ön tarafına baktı, daha gideceği çok uzun bir yol.. Arka tarafına baktı, ufukta kumlarla dolu tepeler bol... Yukarıda güneş yakıcı mı yakıcı! Hava sıcak mı sıcak... Adam bir korku içinde "Aman Allahım! Uçsuz bucaksız çölde yapayalnızım. Hiç kimse yok. Ya hastalanırsam!? Ya deveme bir şey olursa!? Ya başıma bir felaket gelirse!? Bu uçsuz bucaksız çölde ben ne yaparım? Bana kim yardım eder?" deyip ürperdi. Ardından hemen yoluna devam etti. Bir süre gittikten sonra artık kendisi de deesi de o kadar yorulmuştu ki mutlaka biraz durup dinlenmeleri gerekiyordu. O da ne! İleride ağaca benzer bir şey gözüküyor. Evet, evet ağaç! Kuru bir ağaç! Ama dibinde birazcık gölgesi var. Adam hemen ağacın yanına yaklaştı. Devesini ve kendini ağacın dibine attı. Yorgunluktan devenin üzerindeki yiyecekleri ve suyu indirmeyi unuttu. O kadar çok yorulmuşlardı ki devesi diz çöküp ykıkıldı. Kendisi de gölgede uykuya dalıp horlamaya başladı... Horladı, horladı, horladı... Gölge ağacın öbür tarafına geçip güneş adamın yüzünü yakmaya başlayınca adam uyandı. Aman yâ Rabbi!.. O da ne!... Devesi ortalıkta yok!.. Yiyecek ve suyla birlikte deve kaybolmuş!... Adam hemen ayağa fırlayıp deveyi aramaya başladı. Sağa gitti, sola gitti. Yukarı koştu, aşağı indi. Her tarafa baktı. Ama bir türlü deveyi bulmıyordu. Âdeta deve yer yarılıp yerin dibine geçmişti sanki! Artık deveden ümidini iyice kesti. Tekrar yorulup acıkmış ve susamıştı. Susuzluktan dudakları çatlamış, dili kurumuş,serap görmeye başlamıştı. Adam geriye ağacın yanına döndü. Dibine oturdu. Neredeyse ayağa kalkacak gücü bile kalmamıştı. Ona yardım edecek hiç bir Allah kulu yoktu. Artık ölümü beklemeye başladı. Azrail'in ne zaman gelip canını alacağını bekliyordu. İşte o sırada adam devesini karşısında duruyor gördü!.. Üzerinde de yiyeceği ve içeceği hala duruyordu. Adam ilk önce "Yanlış mı görüyorum acaba? Bu bir rüya mı, yoksa serap mı?" diyerek eliyle gözlerini ovuşturmaya başladı. Hayır, hayır rüya değil! Serap ta görmüyor!.. Gerçekten devesi karşısında, ona bakıyor!..
Adam yerinden öyle bir fırlayıp devenin boynuna sarıldı ki aşırı sevincinden ne yapacağını ne diyeceğini şaşırarak: "Allahım, sen benim kulumsun. Ben de senin Rabbınım!" dedi.
Segili Peygamberimiz Hz. Muhammed (En güzel selamlar O'nun üzerine olsun) buyurdular ki:
İşte, bir kul günah işledikten sonra hatasını anlayıp) tövbe edince (yanlışını terkedip Allah'a dönünce), Allah Teâlâ'nın sevinmesi yukarıdaki adamın sevinmesinden ( çok daha fazla) çok daha şiddetlidir"1
SORULAR:
Eskiden otobüs, uçak, tren vs. Olmadığına göre insanlar nasıl yolculuk yapıyorlardı?
- Eski dönemlerde uzun çöl yolculuklarına en dayanıklı hayvan hangisiydi?
- Kıssa'daki adam yolculuğu sırasında bazen deveden inip neden yürüyordu?
- Bu adam yolculuk esnasında neden az yeyip az su içiyordu?
- Serap görmek ne demek?
- Adam çölün ortasına gelince ne ded?
- Adam ağacın dibinde neden hemen uykuya daldı?
- Adam uykıdan nasıl uyandı?
- Adam uykudan uyandıktan sonra devesinin kaybolduğunu görünce ne yaptı?
- Adam devesini bulmaktan ümidini kesince ne yaptı?
- Adam devesini karşısında yiyeceklerle birlikte görünce ne yaptı? Ne dedi?
- Adamın söylediği bu cümle doğru bir cümlemidir? Doğrusu nedir?
- Adam ağacın dibinde ölümü beklerken ona devesini tekrar geri döndüren kimdir?
- Bir kul günah işledikten sonra hatasını anlayıp tövbe eder, Allah'tan özür dilerse, Allah'ın sevinmesi ne kadardır?
- Allah'ın, günah işleyen bir kulu hemen cezalandırıp onu öldürerek cehenneme atabilecek gücü varmı?
- O halde günah işleyen bir kulu hemen cezalandırmayıp onun tövbe etmesini beklemesi, tövbe edince de Allah'ın çok sevinmesi, Allah'ın hangi özelliğini bize gösterir?
- Buna göre günah işleyen bir kulun veya hata yapan bir insanın ne yapması gerekir?
* * *
İBRET VE DERSLER
Tek başımıza uzun yolculuklara çıkmamalıyız.
- Bir yolculuğa çıkarken yiyecek, içecek, giyecek vs bütün hazırlıkları yapmalıyız.
- Bir günah işleyince, veya bir hata yapınca hemen yanlış yaptığımızı anlayıp Allah'tan özür dilemeliyiz. O yanlışı terkedip Allah'a dönmeliyiz. Çünkü böyle yapan kulları Allah çok sever. Hatayı farkedip düzeltmek son derece güzel bir davranıştır. O halde devamlı hatalrımızın neler olduğunu düşünüp o hatalarımızı düzeltmek için uğraşmalıyız.
Bunun aksine hatasını düzeltmeyip Allah'tan özür dilemeyen, hatta hatasını savunan, aynı hatayı devamlı tekrar eden kimselerin bu davranışı çok çirkin, çok kötü bir davranıştır. Böyle kimseleri ne Allah, ne peygamberler, ne melekler, ne de güzel insanlar sever. Böyle kimselerin toplumda değeri düşer, saygı görmezler ve hayatta çok acı çekerler. O halde böyle davranmaktan şiddetle sakınmalıyız.
- Bizim Rabbimiz Allah'tır. Bizi O yarattı. Bizim sıkıntılarımızı giderip zor anlarımızda bize yardım eden sadece Allah'tır. O'nun gücü her şeye yeter. O her yaptığımızı görür ve işitir. Devesini kaybeden bu adamın durumuna acıdı ve ona devesini gri gönderdi. O halde devmlı Allah'a kulluk yapmalı, O'nun emir ve yasaklarını tutmalıyız. O'na teşekkür etmeliyiz. O'nun bizim Rabbimiz olduğunu unutmamalıyız.
- Günahlarımızı terkedip Allah'a dönünce Allah bizi affedip sevdiğine göre, biz de Allah'ı çok sevmeliyiz. Çünkü, ya bizi affetmeyip cezalandırsaydı biz ne yapardık?
- Allah merhametlidir. Allah sevecendir. Allah affedicidir. O halde biz de insanları affedici olmalıyız.
1 Müslim, Tevbe 7. Tirmizî, Kıyâmet 49. İbn-i Mâce, Zühd 30 |