ANA SAYFA
      HAYATI
      ŞİİRLERİ
      HİKAYELERİ
      KİTAPLARI
      MAKALELERİ
      DÜNYA GAZETESİ YAZILARI-MELBOURNE
      ÇOCUKLAR İÇİN
      İLETİŞİM BİLGİLERİ


   BİZANS İMPARATORU
HERAKLIUS HADİSİ

ARAFAT’TAN AVUSTRALYA’YA

“İnsanları hacca çağır, ki gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde her vâdi arasından (dünyanın bütün bölgelerinden) sana gelsinler” ayet-i kerimesinin çağrısına uyarak Avustralya’dan bir grup kardeşimizle birlikte dünyanın kalbi, şehirlerin anası (Ümmü’l-Kurâ) Mekke’ye geldik. İşte kutsal topraklardayız… İlk peygamberden son peygambere yüzlerce Allah elçisi’nin ayak bastığı, dünyanın en emniyetli, en güvenilir, en huzurlu bölgesindeyiz… Bu güven ve huzuru sağlamak için insanlara, hayvanlara –hatta cansız varlıklara bile- eziyet veren her şeyin yasaklandığı, böylece ihramlıyken ağaç dallarını bile koparamayacağınız, başınıza konan bir sineği bile öldüremeyeceğiniz, avlanan birisine söz ve işaretle bile yardım edemeyeceğiniz HARAM (kutsal) beldedeyiz. Dünya tarihinin akışını değiştiren Kur’an’ın ilk âyet’inin indiği şehirdeyiz… İnsanları karanlıktan, cehâletten, zulümden kurtarıp adalete, bilgiye, hikmete, yüce değerlere çıkaran ilahi nurun doğduğu topraklardayız… “Lebbeyk Allahumme Lebbeyk (Geldim Allah’ım, Sana geldim…. Hatalarımı, günahlarımı, bilgisizliğimi, vefâsızlığımı bir kenara atarak, yeniden doğmaya, yeniden dirilişe, yüce değerlerle süslenmeye geldim. Hiç şüphesiz ki bütün övgüler ve güzellikler Sana aittir. Bütün nimetler Sen’indir, Sen’dendir. Atom taneciklerinden Galaxilere kadar kainatın yönetimi sadece Sana aittir. Senin hiçbir benzerin, ortağın ve dengin YOKTUR)” diyerek… Kefenlerimizi giyerek… Günahlarla kirlenen kalplerimizi zem zem suyuyla temizleyerek… Kapitalist dünyanın kültürü altında katılaşan yüreğimizi sevgi, merhamet, vicdan duygularıyla inceltip yumuşatmayı umarak…

 

İşte Kâbe karşıda… Siyah örtüsünü giyinmiş, bütün ihtişamı, güzelliği ve azametiyle orada duruyor… Çiçek açmış bembeyaz papatyalar gibi Endenozya’sından Kanada’sına, Fas’ından Çin’ine, Mısır’ından Türkiye’sine, Moldiv adalarından Malezya’sına kadar dilleri, renkleri, ırkları farklı yüzbinlerce insan, aynı sevgiyi, aynı duyguyu, aynı inancı paylaşarak, tıpkı ayın dünya etrafında, elektronların çekirdek, dünyanın güneş, meleklerin Arş etrafında döndükleri gibi Kâbe’yi tavaf ediyorlar. Âdeta “Kainattaki muhteşem dizayn ve sanatın bir parçası da biziz. Yaratıcıyı takdis ve tesbih eden bu ilahi organziye biz de katılıyoruz!” dercesine madde ile mana, fizik ile metafizik arasındaki uyumun canlı misallerini veriyorlar… Kâbenin eşiğine yapışıp sıcak göz yaşlarını boşaltarak… “Hacerü’l-Esved’i (siyah taşı) bir de ben öpebilsem!” diye hıçkırıklar içerisinde ağlayarak…

 

Ekonomik, siyasi, kültürel, psikolojik, sosyal yönüyle hac, müthiş, muazzam ve muhteşem bir ibadet… Namaz vakitlerinde kabenin içi ve dışı tıklım tıklım dolu. Namaz vakitlerinin dışında da durum pek farklı değil. Aynı anda iki milyon insanın günde beş defa bir yere toplanıp miting yaparak dağıldıkları Harem’den başka bir yer bulamazsınız dünyada… Âlem’in dört bir tarafından gelen bu muazzam insan selini buraya çeken câzibe nedir acaba? Hem de hiçbir turistik çekiciliği olmadığı halde?! Sert kayalıklardan oluşan çorak bir vâdiye?...

 

Hac, İbrahim (as)’ın, Hacer vâlidemizin, İsmail (as)’ın hâtıralarının canlandırıldığı sembollerle doludur. Peki, bu insanlar ne yaptılar ki, aradan binlerce sene geçmesine rağmen milyonlarca insan dünyanın dört bir tarafından akın edip göz yaşları içinde bu hatıraları canlandırıyorlar? Bu soruya cevap vermek birkaç ciltlik kitap yazmayı gerektirir. Ancak biz özetleyelim:

 

İbrahim (as) daha 17-19 yaşlarında bir delikanlı iken zamanının en büyük zulüm imparatorluğunun otoritesine karşı ayağa kalkıp zulüm sisteminin kutsal sembolleri olan putları param parça etmişti. Bu nedenle ateşte diri diri yakılmak cezasına çarptırılmıştı. Kin ve öfkelerinden kocaman bir dağ gibi odun toplayıp ateşe verdiklerinde alevler semaya yükselirken “Eğer putlarımızdan özür dileyip onlara saygı gösterirse suçu hapis cezasına çevrilecek” teklifi İbrahim (as)’a ulaşınca onun verdiği son karar “Hasbiyellah veni’mel vekil (Allah bana yeter. O ne güzel bir vekildir” diyerek zalim otoriteye boyun eğmektense ateşte diri diri yakılmayı tercih etmişti. Mancınığın ipi kesilip İbrahim (as) ateş dağına fırlatılınca Âlemlerin Rabbı Allah, kendisi için böyle büyük bir fedakarlık yapan İbrahime ödül olarak “Ey ateş! İbrahim’e serin ve ılık ol” emriyle binlerce insanın gözü önünde ateşi gül bahçesine çevirmişti…

 

Kâbe’yi Adem (as) inşa etmişti. Ancak asırlar sonra kabe kaybolmuştu. Allah Teala İbrahim (as)’a kâbe’nin temellerini bulup tekrar inşa etme emrini verdi. Bu maksatla İbrahim (as), hanımı Hz. Hacer’i yeni doğan küçük oğlu İsmail’i yanına alıp Filistin topraklarından çölleri aşarak Mekke vadisine geldi. O zamanlar bu vadide ve yüzlerce kilometre etrafında ne bir ev, ne bir ağaç, ne de bir su vardı. İbrahim ailesini bu vadiye bırakıp Filistine dönerken Hacer validemiz onun eteğine yapıştı: “Ey ibrahim! Bizi hiçbir ekinin olmadığı bu ıssız bucaksız çölde tek başımıza bırakıp nereye gidiyorsun?” diye sormuş İbrahim (as) “Gitmem gerekir ey hacer. Rabbim bana böyle emretti” deyince Hz. Hacer “Bunu sana Rabbin mi emretti?” demiş, İbrahim (as) “evet” cevabını verince Hz. Hacer validemiz: “O halde git! Ben Rabbimin emrine razıyım” diyerek asil bir teslimiyet örneği sergilemişti. Ancak üç-dört gün sonra ellerindeki son ekmek parçası ve son damla su bitip susuzluktan küçük İsmail’in gözleri kararmaya başlayınca ana yüreği yerinden fırlamış hemen Safa ile Merve arasında ölmek üzere olan küçük yavrusuna bir yudum su bulabilmek için şaşkın şaşkın tepeden tepeye koşmuştu. Hacer validemizin bu fedakarlığına ödül olarak Allah Teala küçük bebeğin ayaklarının arasından zem zem suyunu fışkırtmıştı…

 

İşte Allah Teala, onların bu teslimiyetleri ve fedakarlıkları karşısında onlara öyle bir ödül verdi ki, onların bu asil davranışlarını hacc’ın sembolleri yaptı. Böylece asırlar boyu milyonlarca insana dünyanın dört bir tarafından gelip onların bu hatıralarını canlandırttı. Sevgi, saygı ve göz yaşları içinde… O halde ey insanlar, siz de Allah yolunda İbrahim (as) gibi ateşe atılmayı göze alacak kadar büyük bir teslimiyet, Hacer gibi bir fedakarlık gösterirseniz, Allah sizi öyle bir ödüllendirir ki, siz öldükten yüzlerce sene geçse bile binlerce insan sizin kabrinize koşup göz yaşları içinde size dua ederler. Böylece zamanı ve mekanı aşıp “ölümsüzler” kervanına katılırsınız…

 

 

H. FEHMİ ÇİÇEK

29. 11. 2009 - MEKKE

SÜNNET RİSALESİ
1- SÜNNETE YÖNELTİLEN İTİRAZLAR VE ELEŞTİRİLER
2- HADİSLERİN YAZILMASI
Bütün Sünnet Risaleleri
NÜBÜVVET PINARI
     12-11-2004 Hadis Dersi
     05-11-2004 Hadis Dersi
Bütün Hadis Dersleri
HADİS OKU
     118. Hadis - Sadaka
     119. Hadis - Çevre Temizliği
ve İslam
Bütün Hadisler
KURAN DİNLE
     Harika Kız
     Yasir Abdussamed
 
MELBOURNE 3Z RADYOSU KONUSMALARI
     Medinedeki Adamlar
     Kirmizi Sal
     Allah İçin İş Yapmak
     Aile Ferlerine Yapilan Harcamalar
 
Copyright © Fehmi Cicek