CUMHURİYET BAYRAMI, İSLAM VE DEMOKRASİ
29 Ekim cumhuriyet bayramı, geçtiğimiz hafta bütün yurtta ve dış temsilciliklerde törenlerle kutlandı. Devlet erkanı, anıtmezarı ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Hiç kimse cumhuriyetten başka bir yönetim şekli düşünmemelidir” mealinde cümleler söyledi. Elbette ki bu açıklamayla krallık, monarşi, teokrasi gibi yönetim biçimlerine gönderme yaptı. Ünlü batı düşünürü Jean- Jacgues Rousseau, en iyi yönetim biçimi hakkında devamlı tartışmaların yapıldığını dile getirmiş ve “Demokrasi yönetimi, genel olarak küçük devletlere, Aristokrasi orta devletlere, Monarşi de büyük devletlere elverişli gelmektedir” demiştir (Bkz. “Toplum Sözleşmesi”, J. J. Rousseu, sh. 78-79, Adam yayınları). Biz burada herhangi bir yönetim şeklinin savunmasını veya eleştirisini yapacak değiliz. Bizim için önemli olan “Hangi yönetim biçimi” değil, o yönetim biçimiyle “Halka ne kadar refah, barış, saadet, huzur ve mutluluk veriyorsunuz? Ne kadar insanları ekonomik olarak rahatlatıyorsunuz? Ne kadar fikir, düşünce ve inanç özgürlüğü veriyorsunuz?” noktalarıdır. Bazıları cumhuriyet ile demokrasiyi aynı kefeye koyuyorlar. Halbuki demokrasinin beşiği kabul edilen İngiltere kraliyet ile yönetilir.
Yoksa, cumhuriyet adına halka baskı yapılacaksa, kanlı devrimler yapıp bir çok insan öldürülecekse, tek parti isimleri altında diktatörlük yapılacaksa, askeri darbelerle halkın iradesine dipçik vurulacaksa, adama “Bu nasıl cumhuriyet?!” diye sormazlar mı?
Yanlış anlaşılmasın. Biz cumhuriyete karşı değiliz. Ankara’nın Ulus semtinde kurtuluş savaşımızı kazanan birinci millet meclisine bir bakın. Yetmiş küsur tane sarıklı-sakallı, islam alimi, şeyh veya hoca milletvekiliyle karşılaşırsınız. Bunların hepsi benim dedemdir. Kurtuluş savaşında can veren mehmetçiğin beynini ve kalbini araştırırsanız İslam’dan başka bir şey bulamazsınız. Onun kanında ne sağ, ne sol, ne kapitalizm ne de komünizm ideolojileri vardı. Anlından kurşun yerken kalbinin derinliklerinden fışkıran “ALLAAH!” kelimesinin temsil ettiği hayat nizamı vardı.
Biz “Cumhuriyet” adı altında yapılan baskılara, haksızlıklara, çifte standartlara karşıyız. Siz gideceksiniz “Cumhuriyet” adına okulunda birinci gelmiş kız çocuklarının başörtüsüne saldıracaksınız!? Ülke tarihinin en büyük halk çoğunluğunu alan bir başbakanın yetiştiği İmam Hatip Liselerini kapatmaya (veya önünü kesmeye) çalışacaksınız!? (Merak ediyorum, Avustralya’da halkın çoğunluğunun desteğini almış bir başbakan yetiştiren bir okula (veya okullara) Avustralya develti ne yapardı acaba?!). “Cumhuriyet” adına okullarda din dersi vermeye karşı çıkacaksınız!? İçkiyi, kumarı, fuhuşu cumhuriyet ile bağdaştırmaya kalkacaksınız!? (Çok iyi hatırlıyorum: Aziz Nesin, Sivas olaylarının arkasından televizyonlarda “Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin bir ilinde içki satılan yer nasıl olmaaz!” diye bas bas bağırıyordu). Hırsızlık ve yolsuzluklarla devletin kasalarını boşaltıp ülkeyi iflasın eşiğine getiren holdinglerin hortumları kesilince, bu holdinglerin basın yayın organlarından “Cumhuriyet tehlikdee! Şeriat geliyoo!” yaygaraları koparacaksınız!? Hukuk dışı örgütlenmelere gidip çete kuran, illegal bombaları, silahları, mermileri toprak altında saklayarak zamanı gelince ülkeyi büyük bir kaosun içine atacak olan insanların avukatlığını yapacaksınız, ardından “Cumhuriyetçi” ve “Halkçı” geçineceksiniz!? Batmakta olan belediyeleri partizanca kullananların elinden alıp çalmadan çırpmadan halkın parasını yine halka büyük hizmetler olarak geri döndüren belediye başkanları, kaymakamlar ve vâliler içki içmediği zaman (veya namaz kılıp camiye gittiği zaman) “Cumhuriyet elden gediyoo!” diye bağıracaksınız!?.. Efendiler! İslam ve hakiki dindarlar “Cumhuriyet”i ve ülkeyi batmaktan kurtarıyor!.. Aklınızı başınıza alın!..
Eğer cumhuriyetten kasıt, halkın yönetime iştirak etmesi, seçme ve seçilme özgürlüğünün kazanılması, düşünceye ve inanca baskı yapılmaması ise, bunun en güzel örneklerini İslam’da bulmak mümkündür. Kur’an’da “Şûra” (parlemento) suresinin olduğunu biliyormuydunuz? Hz. Peygamber’in (sav.) en üstün insan sıfatlarının hepsini kendisinde toplamasına rağmen yine de Allah tarafından kendisine “Veşâvirhum Fi’l-Emr dünya işlerinde, yönetimde onlarla (sahabelerle) istişare et” emrinin verildiğini biliyormuydunuz? “Eğer senin Rabbın dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi iman ederdi. Durum böyleyken insanları mümin olmaları için sen mi zorlayacaksın?! (İnansınlar diye sen mi baskı yapacaksın?!) âyet-i kerime’sinin Hz. Peygamber’in şahsında bütün müminlere hitap ettiğini biliyormuydunuz? Hz. Peygamber (sav.) vefat ettikten sonra Hz. Ebû Bekir ve Ömer’in parlementoda seçim ve istişare ile yönetime geldiğini biliyormuydunuz? İslamın insan haklarına, “Hukukun üstünlüğü” prensibine, sosyal adalete, ekonomik kalkınmaya, eğitime, sanata, sevgiye ve barışa verdiği ehemmiyeti biliyormuydunuz? Eğer bilseydiniz, eminim, benden daha fazla İslama sarılır, O’nun yolunda her şeyinizi feda ederdiniz.. |