DEĞERİNİ KOLTUĞUNDAN ALANLAR
Bazı insanlar vardır, gerek kültür, gerek yetenek, gerekse bilgi olarak herhangi bir makama lâyık olmadığı halde, ya parasından, ya torpilinden, ya da çevre şartlarının etkisiyle belediye başkanı, vali, müdür, kaymakam, başkan, millet vekili, ağa-paşa vs, olurlar. Bunlar o makama geçebilmek için her türlü hile ve sahtekarlık yapmaktan da asla çekinmezler. Çünkü kafalarında Makyavelli'nin "Hedefe ulaşmak için her yol mubahtır" akîdesi (felsefesi) vardır. Aynı yollarla o makama geçmiş mevcut koltuk sahipleri ise, makamlarını bu tür insanlara kaptırmamak için var güçleriyle onlara karşı koyarlar. Böylece halka hizmet yerine; iktidar, koltuk ve makam mücadelesi başlar. Bunun sonucunda da insanlar, kurmlar ve devletler arasında çatışma, kavga ve savaşlar ortaya çıkar.
Halbuki, bir insanı değerli yapan ne parası, ne makamı, ne de şöhretidir. Saray gibi bir evde oturup en pahalı jeep'lere binen bir insan; eğer Afrikada açlıktan ağaç dalını kemiren bir çocuğu gördüğü zaman gözlerinden yaşlar boşanmıyorsa, soğuk kışlarda tezeklerle ısınmaya çalışan aileleri gördüğünde yüreği sızlamıyorsa, çocuğunu okutabilmek için sabahın köründe işe giderek otobüslerde uyuyan anne-babaları gördüğünde kalbinde merhamet tomurcukları açmıyorsa, ister vali olsun ister bakan, ister milyoner olsun ister kral, hiç bir değer ifade etmez!.. Bir insan bindiği arabanın modeliyle değer kazanmaz!.. Giydiği elbisenin fiyatıyla değerli olmaz!.. Oturduğu koltukla şereflenmez!.. Bir insan, ahlak'ı, edeb'i, şahşiyeti, karakteri, hayâ'sı, kültürü, bilgisi, fazileti, dürüstlüğü, merhameti, inceliği, saygısı, kibarlığı ve nezâketi ile değer kazanır... Yükselir...Yücelir... Sevgililer sevgilisi ne güzel söylemiş: "Hiç şüphesiz ki Allah, sizin sûretlerinize (şekillerinize) ve cisimlerinize bakmaz. Ancak Allah, sizin kalplerinize (niyetlerinize, duygularınıza, merhametinize, manevi duygularınıza) ve amellerinize (yaptığınız işlere) bakar" (Müslim, Birr 33. İbn-i Mâce, Zühd 9)
Değerini koltuğundan alan insanlar, koltukları ellerinden alınınca değersiz kalırlar! Değeri kendiliğinden olan insanlar ise, oturdukları koltuklara "değer" kazandırırlar. Bunların koltukları ellerinden alınsa bile değerlerinden hiç bir şey kaybetmezler. Kuyulara atılsalar bile, kuyulara şeref verirler. Zindanlara tıkansalar bile, zindanları kıymetlendirirler. Çöllere sürülseler bile, çölleri yeşertirler...
Değerini koltuğundan alanlar, koltukları elden gidince, hizmetçisinin bile kendisine değer vermediğini görünce bin kere yıkılırlar.
Değerini gençliği ve güzelliğinden alanlar, gençlikleri ve güzellikleri elden gidince - ki ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bir gün gidecektir- işte o zaman milyon kere ölürler...
Değerini parasından, makamından, şöhretinden alanlar, sahte gülücüklerin, iki yüzlülerin, samimi olmayan davranışların karşısında eriyip, ezilip, hayatlarını zehir ederler...
Değerini maddeden alan insanlar, ölmeden önce ölürler. Değerini maneviyattan alan insanlar ise ölümsüzleşirler. Değerini nesnelerden alanlar daha hayattayken unutulurlar. Değerini kalbinden alanlar ise, öldükten binlerce yıl sonra bile hatırlanırlar. Kıymetini sahte değerlerden alanların gerçek yüzleri ortaya çıkınca çirkinlikleri ortaya çıkar. Hatta bindikleri binekler, bitkiler, cansız gibi görünen varlıklar bile onlardan nefret ederler. Ancak kıymetini Yaratıcı'sından alan insanlar ise ağaçlar, güller, çiçekler tarafından sevilirler. Bunlar öldüğü zaman yer ağlar, gök ağlar.
Oysa ki insanlar, doğuştan fıtratına Allah tarafından yerleştirilen sevgi, şefkat, adalet, merhamet, vicdan, iman, vefa gibi ilahi değerleri günahlarla öldürmeseler!.. Yüce Yaratıcı'nın bahşettiği bu kutsal hazinelerin kıymetini bilseler!.. İşte o zaman, bir ağacın yapraklarını okşayan rüzgarın kendisine ilahi bir şarkı söylediğini farkedecek... Seher vaktinde öten kuş seslerinin kendisine ne muazzam bir lezzet verdiğini tadacak... Kahvaltıda yediği balın üretiminde kaç bin tane arının kaç milyar defa kanat çırptığını hissedecek... Kâinattaki her şeyin kendisine hizmet için yaratıldığını görecek... Böylece O Yüce Yaratıcı'nın kendisine ne büyük bir değer verdiğini anlayacak ve kendisine "Acaba ben, bütün bunlara lâyık mıyım? Bunlara lâyık olacak ne işler yapıyorum?" diyerek sıcak göz yaşları içerisinde secdeye kapanacaktır!.. Zamanı ve mekanı aşıp çağların ötesine süzülecektir.
HASAN FEHMİ ÇİÇEK
14 Ağustos 2009- Melbourne
www.fehmicicek.com
|