ANA SAYFA
      HAYATI
      ŞİİRLERİ
      HİKAYELERİ
      KİTAPLARI
      MAKALELERİ
      DÜNYA GAZETESİ YAZILARI-MELBOURNE
      ÇOCUKLAR İÇİN
      İLETİŞİM BİLGİLERİ


   BİZANS İMPARATORU
HERAKLIUS HADİSİ

DOĞU SORUNU VE ÇÖZÜMÜ (1)

Geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Türkiye’nin en büyük sorunu, ister adına “Kürt sorunu” deyin, ister “Terör sorunu” deyin, ister ne derseniz deyin doğu sorunudur” demişti. Tespiti doğrudur. Seksenli yıllardan itibaren yaklaşık kırk bin insanımızın ölümüne sebep olan, hâlâ daha yüzlerce insanı göz yaşlarına boğan, geride binlerce yüreği yanmış analar, dul kadınlar, yetim çocuklar, kan ve göz yaşı bırakan, bir o kadar da maddi hasara sebep olan doğu sorunu elbette ki Türkiye’nin en önemli meselelerinden birisidir ve âcilen çözülmesi gerekir. Bu sorunun çözülmesi elbetteki ülkemizin menfaatine ve halkımızın yararına olacaktır. İnsanımızın sıkıntılardan kurtulması, dünya ve ahiret mutlululuğunu kazanması bir ilâhiyatçı olarak bizim en büyük arzumuzdur. Ancak bir sorunu çözmek, o sorunun neden kaynaklandığını doğru tespit etmekle mümkündür. Doğru teşhis, tedâvinin yarısıdır. Doğru teşhis yapılmadan uygulanan tedâviler bir çözüm getiremeyeceği gibi çoğu zaman derin yaralara hatta felaketlere sebep olur.

İşte bu anlamda, doğu sorununu doğru tespit edebilmemiz için millet olarak şu soruları sormamız gerekir: Bin yetmiş birden itibaren Anadolu’da barış ve mutluluk içinde kardeşçe yaşayan Türk ve Kürt halkına ne oldu ki, son yıllarda kırk bin insanın ölümüne sebep olan bir problem ortaya çıktı? Daha 1916 yılında Türkler ve Kürtler Çanakkale’de İngilizlere karşı birlikte omuz omuza çarpışıp can verirken, kurtuluş savaşında Fransızları Maraş’a sokmayıp “Kahraman” ünvanını “Şanlı” ünvanını alırken, bu doğu halkına ne oldu ki, aradan 60-70 sene geçtikten sonra bize kurşun sıkacak hâle geldiler? Veya biz onlara ne yaptık ki onlar bizden ayrılıp kopmak istiyorlar? Evet ne oldu ki, bize yüzyıllarca itaat edenler şimdi kurşun sıkıp ayrılmak isteyecek hâle geliyorlar? İşte, sorunun kilit noktası burasıdır. Tarihte onları bize itaat ettiren şeyin ne olduğunu anlayabilirsek günümüzde neden ayrılmak istediklerini tespit edip ona göre çözüm üretebiliriz.

Hiç şüphesiz ki, tarihte sadece Kürtleri değil yetmiş küsür milleti bize itaat ettirip kardeşlik, barış ve sevgi içerisinde bir arada yaşatan bağ İSLÂM’dı. İSLÂM HUKUKU’ydu. İSLÂM ADALETİ’ydi. HİLAFET’ti. İslâm dinini araştırdığınızda bu hakikatin binlerce delilini bulabileceğiniz gibi objektif batılı soyal bilimciler bile bunu tasdik etmektedir. Osmanlı Şer’iye sicillerini (Şeriat Mahkemeleri Dosyalarını) inceleyen günümüz tarihçilerinden Prof. İlber Ortaylı İslâm miras hukukunun mükemmelliğinden dolayı Ermenilerin bile zaman zaman gelip miraslarını İslâm hukukuna göre taksimat ettirmeyi talep ettiklerini söylüyor. Ancak biz burada bu hakikatin ispatı için sosyal delilleri değil son derece ilginç bir vesika sunacağız. Aynen aktarıyorum:

Vesika, 264. 1 Kasım 1922’de Saltanat-ı Milliye’nin tahakkukuna dair Türkiye Büyük Millet Meclisinde cereyan eden târihi celsede Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin îrad buyurdukları mühim nutuk: “Hakikaten emr-i hilâfet milel-i islâmiye’ce en büyük bir maslahattır. Çünkü efendiler, hilafe-i nebeviye, ehl-i islâm arasında râbıta olan bir emârettir. Ve ehl-i İslâm’ın kelime-i vahdet üzere içtimalarını temin eden bir emârettir. Emâret işte cenab-ı Hakkın bir sır ve hikmetidir ki, teessüsü daima satvet ve kuvvet ile meşruttur. Andan maksadı aslî def’i fesat ve hıfz-ı asayiş-i bilâd ve tanzim-i umûr-u cihâd ile mesâlih-i âmmeyi hüsn-ü tanzîm ve tesviyeden ibarettir”. (Kaynak: Nutuk. Cilt 3. Sahife 1242. Milli Eğitim Bakanlığı yayınları, 1996, İstanbul)

Tercüme:

1 Kasım 1922 de Milli saltanatın gerçekleşmesi için TBMM’de icra edilen târihi oturumda gâzi Mustafa Kemal Hazretlerinin yaptığı mühim konuşma: “Gerçekten, hilâfet müessesesi, islâm ülkeleri için en büyük bir maslahattır (faydadır). Çünkü efendiler, peygamberî hilâfet müslüman halklar arasında bağ olan bir yönetim sistemidir. Müslüman halkların birlik ve beraberlik içinde olmalarını sağlayan bir yönetim şeklidir. İşte bu yönetim cenabı Hakk’ın bir sır ve hikmetidir ki, tesis edilmesi daima güç ve kuvvet şartına bağlanmıştır. Onun asıl maksadı da fesatları yoketmek, ülkelerin güven ve emniyetini sağlamak, cihat işlerini tanzim etmek, kamu yararını güzelce düzenleyip yürütmektir” . (Kaynak: Nutuk. Cilt 3. Sahife 1242. Milli Eğitim Bakanlığı yayınları, 1996, İstanbul)

Açıkça görüldüğü gibi Mustafa Kemal 1 Kasım 1922 tarihinde Meclis’te yaptığı konuşmada hilâfeti, İslâm ülkelerini ve Müslüman halkları bir birine bağlayan, aralarında birlik ve beraberliği sağlayan bir kurum olarak görmektedir. İşte bu bağ, Kürtlerle Türkleri Çanakkale’de, kurtuluş savaşında bir araya getirerek İngiliz, Fransız ve İtalyanlara karşı omuz omuza çarpışmalarını sağlayan bağdır.

SÜNNET RİSALESİ
1- SÜNNETE YÖNELTİLEN İTİRAZLAR VE ELEŞTİRİLER
2- HADİSLERİN YAZILMASI
Bütün Sünnet Risaleleri
NÜBÜVVET PINARI
     12-11-2004 Hadis Dersi
     05-11-2004 Hadis Dersi
Bütün Hadis Dersleri
HADİS OKU
     118. Hadis - Sadaka
     119. Hadis - Çevre Temizliği
ve İslam
Bütün Hadisler
KURAN DİNLE
     Harika Kız
     Yasir Abdussamed
 
MELBOURNE 3Z RADYOSU KONUSMALARI
     Medinedeki Adamlar
     Kirmizi Sal
     Allah İçin İş Yapmak
     Aile Ferlerine Yapilan Harcamalar
 
Copyright © Fehmi Cicek