İRTİCA İLE MÜCADELE (2)
Türkiye’nin önderliğinde yeni bir dünya kurulabilirmiydi? Türkiye, dünyayı sömürü, savaş ve açlıktan kurtarabilirmiydi? Elbette ki, evet. Bizim, İslam ülkelerinin halkları üzerinde Osmanlıdan kalan bir vakar, asâlet ve değerimiz var. Bu potansiyeli harekete geçirerek, Türki cumhuriyetleri de toparlayarak dünyayı değiştirebiliriz! Ancak, Türki cumhuriyetleri ve islam ülkelerini biraraya getirip uluslar arası bir güç oluşturmanın tek yolu İSLAM’dır. İslam’a sarılmaktır. İslam’a gönül vermektir.
Şimdi anlıyormusunuz, irtica yaygaraları koparanların neye hizmet ettiklerini? Hem, bu irtica yaygaraları neden hep İsrail sempatizanı basın- yayın organlarında çıkıyor? Neden hep hortumlayarak, üretmeden kazanmak isteyenler “irticaaa” diye bağırıyor? Neden hep, Türkiye darbelerden kurtulup (onların anladığı anlamda) demokrasiye yaklaştığı dönemlerde veya ekonomik olarak ilerlemeye başladığı zamanlarda temcit pilavı gibi ısıtılıp, ısıtılıp insanımızın önüne konuyor? Nedir bu irtica?
“İrtica” Arapça bir kelime olup “RA, CE, A” (Döndü) fiilinin iftial kalıbındaki hâlidir. “Geriye döndü”, “Geriye gitti” anlamına gelir. Bu geriye gidiş ve dönüş iki yolda olabilir: 1- İyi’den kötü’ye doğru dönüş. Bir insan, kurum ve kuruluşun ekonomik, sosyal ve psikolojik yönden, önceden iyi bir durumdayken daha sonra gerileyip kötüye gitmesi. Bu anlamda geriye gidiş (irtica) kötü ve çirkindir. 2- Kötü’den İyi’ye doğru dönüş. Bir insan, kurum ve kuruluşun hali önceden iyi iken sonradan götüye gitmesi, ancak durumu farkedip tekrar eski iyi haline geri dönmesi. Bu anlamda irtica güzel ve takdir edilen bir harekettir. Bu iki anlama göre Türkiye’de kimin “gerici (mürteci), kimin ilerici olduğunu hep birlikte tespit edelim.
Şeriat hukukuyla yönetilen Osmanlı, dünyanın en güçlü süper ülkesi iken (hatta yıkılış döneminde bile ekonomik ve siyasi olarak dünyanın en gelişmiş altı ülkesi arasındaydı), cumhuriyet ile yönetilen Türkiye tarihimizde doksanlı yıllarda ekonomik ve siyasi olarak dünya sıralamasında ellinci, altmışıncı sıralara düştük (geriledik).
Şeriat ile yönetilen Osmanlı döneminde adam öldürme, hırsızlık, tecavüz gibi âdi suçlar “yok” denilecek kadar az iken (hem de altıyüzyıl boyunca) cumhuriyet ile yönetilen Türkiye tarihimizde her gün gazeteler adam öldürme, hırsızlık, mafya, tecâvüz, çocuk kaçırma hâdiseleriyle doldu!.. Hatta cumhuriyet tarihinde öldürülen adam sayısı kurtuluş savaşımızda kaybettiğimiz şehit sayısından çok daha fazla..
Şeriat ile yönetilen Osmanlı tarihinde edebiyat, sanat, mimarlık alanlarında dünya çapında şaheserler üretilirken, cumhuriyet ile yönetilen Türkiye tarihimizde türkçemiz dörtyüz-beşyüz kelimeyi geçmeyen bir dil haline getirildi. Şarkılar ve filimlerde küfürlü sözler, müstehcen laflar ve fuhuş “sanat?” olarak görülmeye başlandı!..
Şeriat ile yönetilen Osmanlı tarihinde Sinan gibi mimarlar yetiştirilirken, cumhuriyet tarihimizde dünya çapında mimarlar yetiştiremedik (İstanbuldaki sel felaketinde modern binaların hepsi su altında kalırken, Mimar Sinan’ın yaptığı beşyüz yıllık köprü dim-dik ayakta kalmış ve sel esnasında bile hala kullanılarak insanlara fayda vermeye devam etmiştir).
Şeriat ile yönetilen Osmanlı tarihinde Haliç dünyanın göz bebeği “Altın boynuz (Golden Horn)” iken, cumhuriyet tarihimizde bu şaheser yer lağım çukuruna dönüştürülmüştür!?
Şeriat ile yönetilen Osmanlı tarihimizde, Kafkas’lardan Cezayir’e, Balkan’lardan Yemen’e kadar bizim sözümüz, bizim paramız geçerli olurken, cumhuriyet ile yönetilen Türkiye tarihimizde neredeyse Amerika’ya sormadan, İMF’den para almadan iş yapamaz hale geldik! Kardeş kardeşe Türk parasıyla borç vermediği günler yaşadık.
Şeriat ile yönetilen Osmanlı tarihimizde Almanya, Fransa, İngilter gibi ülkelerden işçiler İstanbul’a ve Anadolu’ya gelip seyislik, yol, inşaat, çiftlik işlerinde çalışırken, cumhuriyet ile yönetilen Türkiye tarihimizde Anadolu’nun asil insanları Almanya, Fransa, İngiltere, Avustralya gibi ülkelere işçi olarak gitmeye mecbur bırakılmıştır.
Şeriat ile yönetilen Osmanlı ve Selçuklu tarihinde dünyanın dört bir tarafından gelen öğrenciler Süleymaniye, Fatih, Mevlana üniversitelerinde okurken, cumhuriyet ile yönetilen Türkiye tarihimizde bir çok zeki, çalışkan vatan evladı Avrupa ve Amerikan üniversitelerinde okumaya gitmiştir.
Şeriat ile yönetilen Osmanlı tarihinde inanca baskı yapılmamış, Hilafetin merkezinde bile Rumlar, Ermeniler, Yahudiler tam bir hürriyet içerisinde kiliselerinde, Havralarında ve Sinagoglarında ibadetlerini yaparken, cumhuriyet ile yönetilen Türkiye tarihimizde başörtülü kızlar üniversiteden atılmış, din eğitimi kısmen veya tamamen yasaklanmış, hatta kuran okumanın ve öğretmenin yasak olduğu dönemler yaşanmıştır.
Bu ve buna benzer yüzlerce örnekten kimin gerici, kimin ilerici, kimin modern kimin mürteci olduğuna varın siz karar verin... |