ANA SAYFA
      HAYATI
      ŞİİRLERİ
      HİKAYELERİ
      KİTAPLARI
      MAKALELERİ
      DÜNYA GAZETESİ YAZILARI-MELBOURNE
      ÇOCUKLAR İÇİN
      İLETİŞİM BİLGİLERİ


   BİZANS İMPARATORU
HERAKLIUS HADİSİ

ZÂT-I ÂLİ’LERİNİZ

Osmanlı kültür ve edebiyatında pek sık karşılaştığımız “Zât-ı Âlileriniz” ibaresi yüce bir medeniyetin, derin bir anlayışın, engin bir edeb ve ahlakın ifadesidir. Muhatabın şahsiyetinden, bizzat kendisinden bahsedilirken kullanılan bu ibarenin birinci kelimesi olan “Zât”, kişinin kendisi, şahsı, öz benliği anlamındadır. İkinci kelime “Âli” ise, onun sıfatıdır ve “yüksek”, “yüce” anlamına gelir. Yani muhatabın öz benliği, kişiliği, şahsiyeti “Yüce”, “Yüksek” sıfatıyla belirtilir. “Sizin yüce şahsınız”, “Yüksek kişiliğiniz”, “Değerli Zâtınız” gibi..

Bu ibare kişiliğe ve şahsiyete verilen değeri gösterir. Muhatabın zâtına “Yüce” ve “Yüksek” sıfatını kullanmak aynı zamanda onun kişiliğine gösterilen bir saygı ve ihtiramın ifadesidir. İnsanlara değer vermek, saygı ve ihtiram göstermek ilahi bir görevdir. Çünkü bu muazzam kainatın Yüce Yaratıcısı “Biz Adem oğluna karada ve denizde büyük değer verdik” diyerek gökler , yer ve ikisinin arasındaki her şeyi insanın hizmetine sunmuştur. Bu nedenledir ki, İslam, kişinin şahsiyetini, değerini ve şerefini koruyup muhafaza eden ölçülerle doludur. Çünkü dinin gönderiliş gayelerinden bir tanesi de kişinin şerefini, haysiyetini, onurunu koruyup muhafaza etmektir. Zaten bu ibarenin ilham kaynağı ilahi vahiyden başka bir şey midir?

İnsanın kişiliğinin yüceltilmesi aynı zamanda onun haysiyetini, şerefini ve onurunu da koruyup yüceltir. Muhataba “Zât’ı-âli’leriniz” diye hitab etmek ona “Sizin kişiliğiniz, haysiyetiniz ve onurunuz her şeyin üzerindedir. Benden, sizin şerefinizi ve haysiyetinizi zedeleyecek her hangi bir şey kesinlikle meydana gelmeyecektir” teminatını verir. Beşerin Efendisi (sav.) kişinin yaptığı kötü ve çirkin işlerle, onun zât’ının , şahsiyetinin ve onurunun kesinlikle bir birine karıştırılmamasını, zât’ı ile ondan meydana gelen günahların farklı şeyler olduğunu öğütleyerek, insanlık tarihinin en yüce değerlerinden birini bize öğretmiştir: Zina eden bir adam O’na (sav.) gelmiş ve ısrarla O’ndan kendisini recmetmesini taleb etmiş, bunun üzerine Hz. Peygamber (sav.) sahabelere o adamı recmetmelerini emretmişti. Sahabelerden birisi taş atarken “vay aşağılık adam” diye onun zâtına hakaret edince Beşerin Efendisi o sahabeyi uyararak “Hayır, hayır (öyle deme)” demiş, böylece “şahsiyetin yüceliği” prensibini çağları aydınlatan bir yıldız ışığı gibi beşeriyetin kör beyinlerine nakşetmişti!.. Bu nedenledir ki O’nun sünnetinin ışığı altında terbiye olan büyük zatlar, bir kimseden herhangi bir günah sudur ettiği zaman –günahın boyutu ve çirkinliği ne olursa olsun- o kimsenin zatına değil yapılan işe ve günaha buğuz bağlamayı, şahsı değil işlenilen kötülüğü çirkin görmeyi tavsiye etmişlerdir. Bir suçluyu (tabi gerçekten suçlu ise) yakalayacağız diye onun anasını, babasını, kardeşlerini hatta sülalesini cezalandıranlara, Gazze’de masum halkın üzerine günlerdir bomba yağdıranlara, ve buna sessiz kalan batılılara duyurulur!.. İşte İslam, işte bizimle onlar arasındaki anlayış farkı...

İnsanın dünyadaki en kutsal ve en değerli varlığından birisi olan “onur”a, “haysiyet”e ve “şeref”e hürmet ve saygı göstermek en önemli insan haklarından birisi olduğu gibi medeniyetin, çağdaşlığın ve ilericiliğin de bir göstergesidir. İşte dinininden aldığı referansla bu ince, zarif ve asil noktayı “Zât’ı-âli’leriniz” ibaresiyle sembolleştiren aziz milletimiz tarihe asırlardır medeniyet öğretirken, medeniyet postuna bürünmüş bedeviler her türlü insan haklarını ayaklar altına almış, Amerika’da renk ayrımcılığına dayanan kanunlarla zencileri otobüsün arka koltuklarına, beyazları da ön koltuklara oturtturmayı daha 1956’ya kadar sürdürmüş, üçüncü dünya ülkelerini sömürerek, bir çok masum insanın kanını akıtarak, insan haklarını, insan haysiyet ve şerefini çiğnemişlerdir.

“Zât’ı- âli’leriniz” ibaresini dillere ve kalplere yerleştirmek suretiyle insana saygı gösterildiği bir toplumun tesis edilmesi halinde bir çok sosyal problemlerimizin de çözüleceği kanaatindeyiz. Çünkü bu problemlerin çıkış sebebini incelediğimizde bunların çoğunun insana saygısızlıktan kaynaklandığını görmekteyiz. O halde, toplumu düzeltmeye, dilimizi ve ibarelerimizi düzeltmekle başlayabiliriz. Unutulmamalıdır ki, muhataba güzel sözler söylemek, her şeyden önce -muhatabı değil- söyleyeni yüceltir. Sevgili peygamberimiz’in (sav.): “Allah’a ve âhiret gününe inanan hayırlı (güzel, tatlı, faydalı) söz söylesin, veyahutta sussun” buyurması (Buhari, Edeb 31. Müslim, İman 74) ne kadar da ilginçtir!

  • Zât-ı Âlilerinizi aramızda görmekten çok mesrur oluruz efendim.
  • Zât-ı devletlerinizin sıhhat ve afiyeti hepimizin en büyük arzusudur efendim.

İbarelerindeki nezaket, incelik, saygı ve edebi tekrar toplumumuzda yaşamak dileyiyle...

 

HASAN FEHMİ ÇİÇEK

POSOF- 2001

SÜNNET RİSALESİ
1- SÜNNETE YÖNELTİLEN İTİRAZLAR VE ELEŞTİRİLER
2- HADİSLERİN YAZILMASI
Bütün Sünnet Risaleleri
NÜBÜVVET PINARI
     12-11-2004 Hadis Dersi
     05-11-2004 Hadis Dersi
Bütün Hadis Dersleri
HADİS OKU
     118. Hadis - Sadaka
     119. Hadis - Çevre Temizliği
ve İslam
Bütün Hadisler
KURAN DİNLE
     Harika Kız
     Yasir Abdussamed
 
MELBOURNE 3Z RADYOSU KONUSMALARI
     Medinedeki Adamlar
     Kirmizi Sal
     Allah İçin İş Yapmak
     Aile Ferlerine Yapilan Harcamalar
 
Copyright © Fehmi Cicek