ZÂLİMLER NEDEN GÜÇLENİR?
Zâlimlerin gücü ele geçirince dünyayı nasıl ifsad ettiklerine yirminci yüzyılda hepimiz şâhid olduk. Zulm'ün İslam litaratüründeki anlamı "Vad'u şey'in bigayri mevdı'ihi (Bir şeyi ait olmadığı yere yerleştirmek. Bir şeyi ait olduğu yerden çıkarıp başka bir yere koymak. Bir şeyi olması gerektiği gibi yapmamak)" şeklindedir. Buna göre yerinde kullanılmayan bir kelime, muhatabı olduğu gibi tasvir etmeyen bir ifade, zaman ve ortama uygun olmayan bir davranış vs, zulümdür. Arapçadaki kelime anlamı ise aydınlığın zıddı olan "karanlık"tır. Çünkü zulmün her çeşidi karanlık ve karadır. Zulmün en ağırı, bir insanın canına, malına, aklına, inancına, şeref ve haysiyetine yapılan saldırılardır(İnsan hakları ihlalleridir). Çok enterasandır ki, bir çoklarının bilgisizce karşı çıktıkları "İslam Hukuku"nun hedefi, her insanın can, mal, akıl, inanç ve şerefini korumaktır. Büyük veya küçük çapta insanın bu beş hakkına yapılan saldırıları engellemektir. Çünkü İslam Hukuku her insanın bu beş hakkını "kutsal" kabul eder. Hiç kimsenin bu beş hakka zarar vermesine izin vermez.
Ekonomiden siyasete, eğitimden hukuka kadar yaşadığımız hayatta bir çok haksızlıklar-zulümler görürüz etrafımızda... Hatta bu haksızlıkların altında büyük acılar çekeriz. Çünkü zâlimler, para, makam, şöhret ve gücü ele geçirince haksızlıkları ve zulümleri katmerlenerek artar. Hatta ekolojik denge bile bozulur. Zâlim iktidara geçince, yeryüzü kan, göz yaşı, ızdırap, çile ve zulüm ile dolar. Böylece kıyamet kopar!
Peki bir toplumda zulüm ve haksızlıklar neden çoğalır? Bir başka deyişle zâlimler neden güçlenip iktidar olur? Ekonomiden siyasete, aileden hukuka kadar yaşadığımız mevcut haksızlıkların sebebi nedir? Elbette ki bu sorulara farklı kesimler değişik cevaplar verir. Ancak biz konunun can alıcı bir yönüne değineceğiz. Zâlimlerin güçlenmesine götüren temel sebeplerden bir tanesi, kafamızın içinde yatan basit bir mantık hatası ve düşünce bozukluğudur. İzah edelim:
Aile, toplum ve iş hayatında, fertler, gruplar ve müesseseler arasındaki anlaşmazlıklarda, bir taraf haklı olur, diğer taraf haksız. Bir taraf güzeldir, diğer taraf çirkin. Bir taraf doğrudur, diğer taraf yanlış. Haklıyla haksız, güzel ile çirkin, doğruyla yanlış elbetteki bir biriyle anlaşamayacak ve bir biriyle çekişecektir. İşte bu mücadelede biz, haklıya destek verip haksıza "dur" diyeceğimiz yerde -büyük bir hata yaparak- haklıya "Sen haklısın, ama bir tatsızlık çıkmasın, tartışma olmasın, hakkından vazgeç, biraz tâviz ver vs." diyerek haklıya baskı yapıyoruz!.. Haklıyı ve doğruyu susturmaya çalışıyoruz... İşte bu mantık ve tavır haksızların güçlenmesine, mikro ve makro planda kötülük, zulüm ve çirkinliklerin çoğalmasına sebep olmaktadır.
Halbuki Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de "Ey İman edenler! Sâdık (doğru, dürüst) insanlar ile beraber olun!" buyurmaktadır. Bu ayeti kerimeyi bazı islam alimleri "Doğru ve dürüst insanlarla arkadaşlık yapın. Doğru ve dürüst insanların yanında oturun. Devamlı onlarla beraber olun" şeklinde anlamışlardır. Elbette ki bu anlam son derece güzel, önemli ve hikmet dolu bir anlamdır. Ancak biz bu ayeti kerimeyi Arapça'daki "Ma'a (yanında, beraber, tarafında)" harf-i cerr'inden de destek alarak "Ey iman edenler! Doğru ve dürüst insanların tarafında olun (Doğru ve dürüstleri destekleyin)" şeklinde anlıyoruz. Buna göre, ister küçük bir meselede olsun isterse büyük meselelerde, haklıyla haksız, doğruyla yanlış çatışıp anlaşmazlığa düştüğü zaman Kâinatın Yaratıcısı bizlere "Doğru"ya destek vermemizi, "Haklı"ya yardım etmemizi, doğruların tarafını tutmamızı emretmektedir. Zâlimin gücünden korkup haklıya baskı yapmayı değil... Onun emirleri bizim için "Vücûb (farz, zorunlu, vazgeçilemez)" ifade eder. İşte fert planında biz, bu ilahi emri tutup hayatımızda tatbik etsek, haksızlık yapanlar güçlenemeyecek, kötülükler artmayacak, zâlimler teker teker yıkılacak, dünya adalet, barış huzur ve mutluluk dolu bir cennet bahçesine dönecektir.
Gelin Beşerin Efendisinin şu evrensel sözüne kulak verelim: "Afdalü cihâdin kelimetü'l-hakkı inde Sultânin Câir" Cihâdın en faziletlisi (değerlisi), zâlim sultanın (yöneticinin) huzurunda hakk (doğru, gerçek) sözü söylemektir" |