عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ أَتَى الْجُمُعَةَ فَاسْتَمَعَ وَأَنْصَتَ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ وَزِيَادَةُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ وَمَنْ مَسَّ الْحَصَى فَقَدْ لَغَا .
İmam Müslim, Ebu Hureyra (r.a)’tan naklen, Hz. Fahr-i Cihan Efendimiz (a.s.v)’ın şöyle dediğini rivayet etti:
“ مَنْ تَوَضَّأَ ” Kim abdest alırsa
“ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ” Abdesti de güzel alırsa
“ ثُمَّ أَتَى الْجُمُعَةَ ” Sonra Cuma namazına gelirse
“ فَاسْتَمَعَ ” Ardından Cuma hutbesini dinlerse
“ وَأَنْصَتَ ” Hutbeyi hiçbir şeyle meşgul olmadan sessizce dinlerse
“ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ وَزِيَادَةُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ” İki Cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır.
“ وَمَنْ مَسَّ الْحَصَى ” Kim hutbe okunurken çakıl taşlarına dokunursa
“ فَقَدْ لَغَا ” Kesinlikle Cumayı lağvetmiştir.
(Müslim, Cuma 27)
* * *
CUMANIN FAZILETİ
Cuma günü, Cuma namazı, Cuma hutbesinin öneminden bahseden bu hadis-i şerif, yukarıdaki şartları yerine getirerek Cuma namazını kılan bir kimsenin bir önceki Cuma namazıyla bir sonraki Cuma namazı arasındaki hatta üç gün fazlasıyla işlediği günahların affedileceği müjdesini vermektedir.
İmam Müslim’in yine Ebu Hureyra’dan rivayet ettiği bir başka hadis-i şerifte Efendimiz (a.s.v) şöyle buyurmuştur:
وعَنْ أبي هُرَيرَةَ، رَضِيَ الله عَنْهُ، قالَ: قالَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: خَيْرُ يَوم طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ يَوْمُ الجُمُعَةِ: فِيهِ خُلِقَ آدَم، وَفيه أُدْخِلَ الجَنَّةَ، وَفِيهِ أُخْرِجَ مِنْهَا .
“Güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gün, Cuma günüdür. Âdem (a.s) o günde yaratıldı. O günde Cennete girdi. O günde Cennetten çıkarıldı.” (Müslim, Cuma 17,18. Tirmizi, Cuma 1)
Yine İmam Müslim, Ebu Hureyra ve İbni Ömer (r.a)’nın Rasulullah (s.a.v)’i minberinin üzerinde şöyle söylerken işittiklerini rivayet etmiştir:
وَعَنْهُ وعَنِ ابنِ عُمَرَ، رَضِيَ الله عَنْهُمْ، أَنَّهُما سَمِعَا رسولَ الله صلى الله عليه وسلم يقولُ عَلى أَعْوَادِ مِنْبَرِهِ: لَيَنْتَهِيَنَّ أَقْوَامٌ عَنْ وَدْعِهِمُ الجُمُعَاتِ، أَوْ لَيَخْتِمَنَّ الله عَلى قُلُوبِهِمْ، ثُمَّ لَيَكُونُنَّ مِنَ الغَافِلِينَ .
“Kavimler (milletler ve uluslar), ya Cuma namazını terketmeyi bırakırlar.Ya da Allah onların kalplerini sımsıkı mühürler. Sonra da onlar gafiller zümresinden olurlar...” (Müslim, Cuma 40. Nesai, Cuma 2)
İmam Buhari ve Müslim, Ebu hureyra (r.a)’tan naklen Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
وعَنْ أبي هُرَيرَةَ، رَضِيَ الله عَنْهُ أنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم ذكرَ يَوْمَ الجُمُعَةِ، فَقَالَ: فِيهَا سَاعَةٌ لاَ يُوَافِقها عَبْدٌ مُسْلِمٌ،وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي يَسْأَلُ الله شَيْئاً، إلاَّ أَعْطَاهُ إيَّاهُ وَأَشارَ بِيَدِهِ يقَلِّلُهَا.
“Cuma gününde öyle bir vakit vardır ki. Bir Müslüman kul, namaz kılarak o vakte rastlayıp Allah’tan bir şey isterse, kesinlikle Allah Teala, o şeyi o kuluna verir”. (Buhari, Cuma 37. Müslim, Cuma 13-15)
Yüce Rabbimiz Cuma namazıyla ilgili olarak Cuma suresinde şöyle buyurmuştur:
“Ey iman edenler, Cuma günü namaza çağırıldığı zaman Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Umulur ki kurtuluşa erersiniz”. (Cuma:9)
Bu hadislerden çıkaracağımız ibret ve dersleri şöyle sıralaybiliriz:
- Cuma günü güzel abdest almalıyız. Bu güzel abdest almanın içine banyo yapmak ve olabildiğince vücudu temizlemek girer. İman Buhari ve Müslim Ebu Said el-Hudrî’den (r.a) naklen Efendimiz (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
وعن أبي سعيدٍ الخُدْرِيِّ، رَضِيَ الله عَنْهُ، أَنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم : قَالَ: غُسْلُ يَوْمِ الجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلى كُلِّ مُحْتَلِمٍ.
“Cuma günü yıkanmak. Her buluğa eren Müslümanın üzerine vaciptir”. ( Buhari, Ezan 161. Müslim, Cuma 5,7)
2- Cma gününe ve Cuma namazına ayrı bir ehemmiyet vermeliyiz. Cuma günü için ayrı özel bir elbise ayırmalıyız. İbn-i Mace’nin Hz. Aişe (r.a)’dan gelen bir rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.v) Cuma hutbesi verirken üzerinde iş elbiseleri olan bir grup insan gördü. Bunun üzerine “sizden biriniz, imkan bulduğunda iş elbisesinin haricinde Cuma günü için iki kat elbise neden edinmez’” buyrudu.
3- Cuma günü güzelce temizlenip, en güzel elbiselerinizi giyip güzel kokular süründükten sonra Cuma namazına erken gitmeliyiz. İmam Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)’tan naklen Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
وَعَنْ أَبِي هُرَيرَةَ، رَضِيَ الله عَنْهُ، أَنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قالَ: مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الجُمُعَةِ غُسْلَ الجَنَابَةِ، ثُمَّ رَاحَ في السَّاعَةِ الأُولَى، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَدَنَةً، وَمَنْ رَاحَ في السَّاعَةِ الثَّانِيَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَقَرَةً، وَمَنْ رَاحَ في السّاعَةِ الثّالِثَةِ، فَكَأنَّمَا قَرَّبَ كَبْشاً أَقرَنَ، وَمَنْ رَاحَ في السّاعَةِ الرّابِعَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ دَجَاجَةً، وَمَنْ رَاحَ في السَّاعَة الخَامِسَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَيْضَةً، فَإذا خَرَجَ الإمامُ حَضَرَتِ المَلائِكَةُ يَسْتَمِعُونَ الذِّكرَ
“Kim Cuma günü boy abdesti alır, sonra cuma namazına ilk vaktinde giderse, sanki bir deve kurban etmiş gibidir. Kim ikinci vaktinde giderse, sanki bir inek kurban etmiş gibidir. Kim üçüncü vaktinde giderse sanki bir koç kurban etmiştir. Kim dördüncü vaktinde giderse sanki bir tavuk sadaka vermiş gibi olur. Kim beşinci vaktinde giderse sanki bir yumurta sadaka vermiş gibi olur. “ فَإذا خَرَجَ الإمامُ ” İmam hutbeye çıktığı zaman “ حَضَرَتِ المَلائِكَةُ يَسْتَمِعُونَ الذِّكرَ ” Melekler hutbeyi dinlemeye gelirler... ” (Buhari, Cuma 4. Müslim, Cuma 10)
4- İmam minbere çıkıp hutbe vermeye başladığı zaman pürdikkat hutbeyi dinlemeliyiz. Çünkü bir yukardaki hadis-i şerifte Efendimiz (a.s.v) meleklerin hutbeyi dinlemeye geldiklerini bildirdiği gibi asıl hadis-i şerifimizde de hutbeyi dikkatlice dinlemeyip çakıl taşlarıyla, halıyla, kilimle oynayan bir kimsenin bütün bu belirtilen sevaplardan mahrum kalacağını söylemiştir. İşte bu hadislerden dolayı İslam fukahası hutbe esnasında yanında konuşan bir adama “sus konuşma”diye ikaz etmeyi bile caiz görmemişlerdir.
Hutbenin bu kadar önemine binaen bir noktayı zikretmeden geçemeyeceğiz:
Meleklerin bile imamın verdiği hutbeyi dinlemeye geldiklerini beyan eden, eliyle yerdeki çakıl taşına dokunmak kadar bile olsa dikkati hutbeden başka şeylere çekmenin cumayı tehlikeye sokacağını bildiren hadislerin olmasına rağmen, hutbelerde futbol maçları, trafik işaretleri gibi alakasız ve gereksiz şeylerden bahsetmenin ne korkunç bir cürüm olduğunu bilmem farkedebiliyor musunuz?! İmamlar veya imamlara o hutbeleri dayatanlar ne korkunç bir hata yaptıklarını bilmem anlayabiliyorlar mı?...
İncelik, nezaket, kibarlık, yumuşaklık ve rahmet Peygamberi Efendimiz (a.s.v), hutblerde öyle ciddi konuları öyle mükemmel bir üslupla anlatırdı ki sesi yükselir, yüzü kıpkırmızı kesilir, boğazından damarları çıkardı...
Ayrıca bu kadar önemli olan hutbeleri yarım saatten 25 dakikaya, sonra 20, sonra 15, sonra 10 dakikaya en sonunda da bir ayet bir hadis oku in aşağıya mantığı bir taraftan hutbeleri kalitesizleştirdiği gibi, diğer taraftan hutbenin değerini küçültmeye ve hutbelere önem vermemeye götürmüştür. Aslında hutbeler haftalık ilmi konferanslardır. Efendimiz (a.s.v)’ın meleklerin bile hutbeyi dinlemeye geldiğini söylemesi hutbelerin ehemmiyetini, önemini ve değerini ifade etmeye yetip de artar bile!.. O halde, imamlar yöneticiler, cemaat ve halk olarak hepimiz hutbelere layık olduğu ehemmiyeti ve değeri vermeliyiz. Osmanlı döneminde “müderris” yani profösör olmayan hutbe veremezdi. Profösörlerle halk birbirleriyle kaynaşmıştı. Bir profösör hem üniversitede hocalık yapar, aynı zamanda her hangi bir camide imamlık yaparak halka önderlik ederlerdi.
Cuma günüyle ilgili olarak, İmam Ebû Davud’un Evs b. Evs (r.a)’tan rivayet ettiği bir hadis-i şerif, hakikaten Peygamber sevgisiyle yanıp tutuşan kalplere bir yudum su olmaktır.
Hazret-i fahr-i cihan şöyle buyuruyor:
وعن أَوسِ بنِ أوْسٍ، رَضِيَ الله عَنْهُ قالَ: قالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم : إنَّ مِنْ أَفْضَلِ أَيامِكُمْ يَوْمَ الجُمُعَةِ، فَأَكْثِرُوا عَلَيَّ مِنَ الصَّلاةِ فِيهِ، فَإنَ صلاتكُمْ مَعْروضَةٌ عَلَيَّ فقالوا: يا رَسُولَ الله، وَكَيْفَ تُعْرَضُ صَلاتُنا عَلَيْكَ وَقَدْ أَرَمْتَ ؟! قالَ: يقولُ: بَلِيتَ، قالَ: إنَّ الله عَزَّ وَجَلَّ حَرَّمَ عَلى الأَرْضِ أَجْسادَ الأَنْبِيَاءِ.
“Sizin en faziletli (en değerli) gününüz, Cuma gününüdür. O halde, Cuma günleri bana çokça salat-ü selam getirin. Çünkü getirdiğiniz salat ve selamlar bana arz edilmektedir”. Sahabeler dediler ki “Ey Allah’ın Elçisi!Sen çürüyüp toprak olduğun halde, getirdiğimiz salat-ü selamlar, nasıl olur da sana arzedilir?!”
Hz. Fahr-i Kainat şu cevabı verdi:
“Hiç şüphesiz ki Allah Azze ve Celle, yeryüzü toprağına peygamberlerin cesetlerini haram etmiştir”. (Ebu Davud, Salat 201, Vitr 26. Nesai, Cuma 5)
Yani yeryüzü toprağı peygamberlerin cesetlerini yiyemeyecek, çürütüp toprak edemeyecek. İmam nevevi bu hadis için “sahih bir senetle bize ulaştı” diyerek hüküm vermiştir. Aynı hükmü yine İmam Ebû Davud’un Ebu Hureyra (r.a)’tan rivayet ettiği şu hadis için de vermiştir: Hz. Fahr-i Cihan (a.s.v) şöyle buyurdu:
وَعَنْ أَبِي هُرَيرَةَ، رَضِيَ الله عَنْهُ، أَنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قالَ: مَا مِنْ أَحَدٍ يُسَلِّمُ عَلَيَّ إلاَّ ردَّ الله عَلَيَّ رُوحِي حَتَى أَرُدَّ عَلَيْهِ السلام .
“Bana her kim selam verirse, onun selamını almam için Allah bana ruhumu iade eder!..” (Ebu Davud, Menasik 96)
Bu hadislerin anlamı şu:
Şu anda kilometrelerce ötede, Medine’de, Beşerin Efendisi (a.s.v), mübarek cesed-i şerifleri çürümemiş, tertemiz pâk bir vaziyette yeşil kubbenin altında yatıyor... Ümmetinin Filistin’de, Keşmir’de, Irak’ta, Çeçenistan’da, Mor’ada çektiği acılardan dolayı hıçkırıklar içinde ağlıyor... Zira Kainatın yaratıcısı Kur’an-ı Kerimde O’nun “Andolsun ki, sizin içinizden size çok düşkün olan bir peygamber gelmiştir. Sizin sıkıntı çekmeniz ona çok ağır gelir. O müminlere karşı çok merhametli, çok yumuşaktır” ( Tevbe: 128) diyerek onu bizlere tanıtmıştır. Zira sağlığında, Beni Kurayza Yahudileri bir Müslüman kadının peçesini indirdi diye, harpten yeni çıkmasına rağmen elini yüzünü yıkamadan Yahudilerin üzerine ordu gönderen O Peygamber, bugün hayatta olsaydı Irak’ta tecavüze uğrayan Müslüman kadınları, Filistin’de yakılan-yıkılan Müslüman evleri, Çeçenistan’da, Keşmir’de ve dünyanın dört bir tarafında ağlayan Müslüman anneleri, Müslüman çocukları görseydi ne yapardı acaba?!.. Ümmetinin liderlerine ne derdi acaba?!..
Miraca çıktığı Mescid-i Aksa’nın Yahudilerin elinde tutsak edildiğini görünce, ümmetinin gençlerine, zenginlerine, yazarlarına, çizerlerine ne derdi acaba? Kudus düştü, Irak (Kufe) düştü. Sırada Şam var. Arkasından Hicaz gelecek...
Medine’de yatan ey güzel Peygamber!
O yaşlı gözlerinle bir kere daha bizim için Rabbine dua eder misin? Bugünkü yaşadıklarımız, o günde sana bildirilince gözlerinden sıcak yaşlar boşalmıştı... Çok sevdiğin ümmetin bugün kâfirlerin zulmü altında kan ve göz yaşı akıtıyor. Senin getirdiğin ölçüleri hakkıyla yaşamak isteyenler hapislere dolduruluyor. İsa (a.s)’ın ümmeti için Allah Teala’ya “bunlar senin kulların” diyerek yalvardığı gibi, biz de sana sesleniyoruz; “Bu acı çekenler senin ümmetin!.. Dünyanın dört bir tarafında kanları akıtılıp zulme uğrayanlar senin ümmetin!.. On dört asır sonra sana inanan, senin son Peygamber olduğunu kabul eden mustazaf kullar, senin ümmetin!.. “Lütfen bizim için Rabbine dua et. Bize şuur vermesi için, bize kuvvet vermesi için, kendi katından bize bir kurtarıcı göndermesi için Rabbine dua et!.. Hiç şüphesiz ki o yüce yaratıcı, senin duanı boş çevirmez, seni kırmaz!..”
Yâ Rasulellah!..
Hani dünyadan ayrılacağın son vakitlerde “Ümmetim! size iki şey bırakıyorum. O iki şeye sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz. Birincisi Allah’ın kitabı, ikincisi benim sünnetim...” demiştin ya, işte o iki şeye sımsıkı sarılacak bir kuvvet ve şuuru bize vermesi için Rabbine dua eder misin?..
Medine’de yatan Ey güzel Peygamber!
İnsanlığa medeniyeti, adaleti, yüce değerleri öğreten ey güzel insan... Bizler seni görmesek de, senin getirdiğin ölçüleri senden on dört asır sonra kabul eden Muhammed ümmetiyiz. Bizler, selamların en güzelini yeryüzündeki çiçeklere, güllere, sümbüllere sararak, yanık kalplerden fışkıran gözyaşlarıyla ıslatarak sana gönderiyoruz. Lütfen kabul eyle...
الصلاة والسلام عليك يا رسول الله...
الصلاة والسلام عليك يا نبي الله...
الصلاة والسلام عليك يا سيدالاولين والاخرين...
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ أَتَى الْجُمُعَةَ فَاسْتَمَعَ وَأَنْصَتَ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ وَزِيَادَةُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ وَمَنْ مَسَّ الْحَصَى فَقَدْ لَغَا .
İmam Müslim, Ebu Hureyra (r.a)’tan naklen, Hz. Fahr-i Cihan Efendimiz (a.s.v)’ın şöyle dediğini rivayet etti:
“ مَنْ تَوَضَّأَ ” Kim abdest alırsa
“ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ” Abdesti de güzel alırsa
“ ثُمَّ أَتَى الْجُمُعَةَ ” Sonra Cuma namazına gelirse
“ فَاسْتَمَعَ ” Ardından Cuma hutbesini dinlerse
“ وَأَنْصَتَ ” Hutbeyi hiçbir şeyle meşgul olmadan sessizce dinlerse
“ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ وَزِيَادَةُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ” İki Cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır.
“ وَمَنْ مَسَّ الْحَصَى ” Kim hutbe okunurken çakıl taşlarına dokunursa
“ فَقَدْ لَغَا ” Kesinlikle Cumayı lağvetmiştir.
(Müslim, Cuma 27)
* * *
CUMANIN FAZILETİ
Cuma günü, Cuma namazı, Cuma hutbesinin öneminden bahseden bu hadis-i şerif, yukarıdaki şartları yerine getirerek Cuma namazını kılan bir kimsenin bir önceki Cuma namazıyla bir sonraki Cuma namazı arasındaki hatta üç gün fazlasıyla işlediği günahların affedileceği müjdesini vermektedir.
İmam Müslim’in yine Ebu Hureyra’dan rivayet ettiği bir başka hadis-i şerifte Efendimiz (a.s.v) şöyle buyurmuştur:
وعَنْ أبي هُرَيرَةَ، رَضِيَ الله عَنْهُ، قالَ: قالَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: خَيْرُ يَوم طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ يَوْمُ الجُمُعَةِ: فِيهِ خُلِقَ آدَم، وَفيه أُدْخِلَ الجَنَّةَ، وَفِيهِ أُخْرِجَ مِنْهَا .
“Güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gün, Cuma günüdür. Âdem (a.s) o günde yaratıldı. O günde Cennete girdi. O günde Cennetten çıkarıldı.” (Müslim, Cuma 17,18. Tirmizi, Cuma 1)
Yine İmam Müslim, Ebu Hureyra ve İbni Ömer (r.a)’nın Rasulullah (s.a.v)’i minberinin üzerinde şöyle söylerken işittiklerini rivayet etmiştir:
وَعَنْهُ وعَنِ ابنِ عُمَرَ، رَضِيَ الله عَنْهُمْ، أَنَّهُما سَمِعَا رسولَ الله صلى الله عليه وسلم يقولُ عَلى أَعْوَادِ مِنْبَرِهِ: لَيَنْتَهِيَنَّ أَقْوَامٌ عَنْ وَدْعِهِمُ الجُمُعَاتِ، أَوْ لَيَخْتِمَنَّ الله عَلى قُلُوبِهِمْ، ثُمَّ لَيَكُونُنَّ مِنَ الغَافِلِينَ .
“Kavimler (milletler ve uluslar), ya Cuma namazını terketmeyi bırakırlar.Ya da Allah onların kalplerini sımsıkı mühürler. Sonra da onlar gafiller zümresinden olurlar...” (Müslim, Cuma 40. Nesai, Cuma 2)
İmam Buhari ve Müslim, Ebu hureyra (r.a)’tan naklen Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
وعَنْ أبي هُرَيرَةَ، رَضِيَ الله عَنْهُ أنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم ذكرَ يَوْمَ الجُمُعَةِ، فَقَالَ: فِيهَا سَاعَةٌ لاَ يُوَافِقها عَبْدٌ مُسْلِمٌ،وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي يَسْأَلُ الله شَيْئاً، إلاَّ أَعْطَاهُ إيَّاهُ وَأَشارَ بِيَدِهِ يقَلِّلُهَا.
“Cuma gününde öyle bir vakit vardır ki. Bir Müslüman kul, namaz kılarak o vakte rastlayıp Allah’tan bir şey isterse, kesinlikle Allah Teala, o şeyi o kuluna verir”. (Buhari, Cuma 37. Müslim, Cuma 13-15)
Yüce Rabbimiz Cuma namazıyla ilgili olarak Cuma suresinde şöyle buyurmuştur:
“Ey iman edenler, Cuma günü namaza çağırıldığı zaman Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Umulur ki kurtuluşa erersiniz”. (Cuma:9)
Bu hadislerden çıkaracağımız ibret ve dersleri şöyle sıralaybiliriz:
- Cuma günü güzel abdest almalıyız. Bu güzel abdest almanın içine banyo yapmak ve olabildiğince vücudu temizlemek girer. İman Buhari ve Müslim Ebu Said el-Hudrî’den (r.a) naklen Efendimiz (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
وعن أبي سعيدٍ الخُدْرِيِّ، رَضِيَ الله عَنْهُ، أَنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم : قَالَ: غُسْلُ يَوْمِ الجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلى كُلِّ مُحْتَلِمٍ.
“Cuma günü yıkanmak. Her buluğa eren Müslümanın üzerine vaciptir”. ( Buhari, Ezan 161. Müslim, Cuma 5,7)
2- Cma gününe ve Cuma namazına ayrı bir ehemmiyet vermeliyiz. Cuma günü için ayrı özel bir elbise ayırmalıyız. İbn-i Mace’nin Hz. Aişe (r.a)’dan gelen bir rivayetinde Hz. Peygamber (s.a.v) Cuma hutbesi verirken üzerinde iş elbiseleri olan bir grup insan gördü. Bunun üzerine “sizden biriniz, imkan bulduğunda iş elbisesinin haricinde Cuma günü için iki kat elbise neden edinmez’” buyrudu.
3- Cuma günü güzelce temizlenip, en güzel elbiselerinizi giyip güzel kokular süründükten sonra Cuma namazına erken gitmeliyiz. İmam Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (r.a)’tan naklen Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
وَعَنْ أَبِي هُرَيرَةَ، رَضِيَ الله عَنْهُ، أَنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قالَ: مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الجُمُعَةِ غُسْلَ الجَنَابَةِ، ثُمَّ رَاحَ في السَّاعَةِ الأُولَى، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَدَنَةً، وَمَنْ رَاحَ في السَّاعَةِ الثَّانِيَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَقَرَةً، وَمَنْ رَاحَ في السّاعَةِ الثّالِثَةِ، فَكَأنَّمَا قَرَّبَ كَبْشاً أَقرَنَ، وَمَنْ رَاحَ في السّاعَةِ الرّابِعَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ دَجَاجَةً، وَمَنْ رَاحَ في السَّاعَة الخَامِسَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَيْضَةً، فَإذا خَرَجَ الإمامُ حَضَرَتِ المَلائِكَةُ يَسْتَمِعُونَ الذِّكرَ
“Kim Cuma günü boy abdesti alır, sonra cuma namazına ilk vaktinde giderse, sanki bir deve kurban etmiş gibidir. Kim ikinci vaktinde giderse, sanki bir inek kurban etmiş gibidir. Kim üçüncü vaktinde giderse sanki bir koç kurban etmiştir. Kim dördüncü vaktinde giderse sanki bir tavuk sadaka vermiş gibi olur. Kim beşinci vaktinde giderse sanki bir yumurta sadaka vermiş gibi olur. “ فَإذا خَرَجَ الإمامُ ” İmam hutbeye çıktığı zaman “ حَضَرَتِ المَلائِكَةُ يَسْتَمِعُونَ الذِّكرَ ” Melekler hutbeyi dinlemeye gelirler... ” (Buhari, Cuma 4. Müslim, Cuma 10)
4- İmam minbere çıkıp hutbe vermeye başladığı zaman pürdikkat hutbeyi dinlemeliyiz. Çünkü bir yukardaki hadis-i şerifte Efendimiz (a.s.v) meleklerin hutbeyi dinlemeye geldiklerini bildirdiği gibi asıl hadis-i şerifimizde de hutbeyi dikkatlice dinlemeyip çakıl taşlarıyla, halıyla, kilimle oynayan bir kimsenin bütün bu belirtilen sevaplardan mahrum kalacağını söylemiştir. İşte bu hadislerden dolayı İslam fukahası hutbe esnasında yanında konuşan bir adama “sus konuşma”diye ikaz etmeyi bile caiz görmemişlerdir.
Hutbenin bu kadar önemine binaen bir noktayı zikretmeden geçemeyeceğiz:
Meleklerin bile imamın verdiği hutbeyi dinlemeye geldiklerini beyan eden, eliyle yerdeki çakıl taşına dokunmak kadar bile olsa dikkati hutbeden başka şeylere çekmenin cumayı tehlikeye sokacağını bildiren hadislerin olmasına rağmen, hutbelerde futbol maçları, trafik işaretleri gibi alakasız ve gereksiz şeylerden bahsetmenin ne korkunç bir cürüm olduğunu bilmem farkedebiliyor musunuz?! İmamlar veya imamlara o hutbeleri dayatanlar ne korkunç bir hata yaptıklarını bilmem anlayabiliyorlar mı?...
İncelik, nezaket, kibarlık, yumuşaklık ve rahmet Peygamberi Efendimiz (a.s.v), hutblerde öyle ciddi konuları öyle mükemmel bir üslupla anlatırdı ki sesi yükselir, yüzü kıpkırmızı kesilir, boğazından damarları çıkardı...
Ayrıca bu kadar önemli olan hutbeleri yarım saatten 25 dakikaya, sonra 20, sonra 15, sonra 10 dakikaya en sonunda da bir ayet bir hadis oku in aşağıya mantığı bir taraftan hutbeleri kalitesizleştirdiği gibi, diğer taraftan hutbenin değerini küçültmeye ve hutbelere önem vermemeye götürmüştür. Aslında hutbeler haftalık ilmi konferanslardır. Efendimiz (a.s.v)’ın meleklerin bile hutbeyi dinlemeye geldiğini söylemesi hutbelerin ehemmiyetini, önemini ve değerini ifade etmeye yetip de artar bile!.. O halde, imamlar yöneticiler, cemaat ve halk olarak hepimiz hutbelere layık olduğu ehemmiyeti ve değeri vermeliyiz. Osmanlı döneminde “müderris” yani profösör olmayan hutbe veremezdi. Profösörlerle halk birbirleriyle kaynaşmıştı. Bir profösör hem üniversitede hocalık yapar, aynı zamanda her hangi bir camide imamlık yaparak halka önderlik ederlerdi.
Cuma günüyle ilgili olarak, İmam Ebû Davud’un Evs b. Evs (r.a)’tan rivayet ettiği bir hadis-i şerif, hakikaten Peygamber sevgisiyle yanıp tutuşan kalplere bir yudum su olmaktır.
Hazret-i fahr-i cihan şöyle buyuruyor:
وعن أَوسِ بنِ أوْسٍ، رَضِيَ الله عَنْهُ قالَ: قالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم : إنَّ مِنْ أَفْضَلِ أَيامِكُمْ يَوْمَ الجُمُعَةِ، فَأَكْثِرُوا عَلَيَّ مِنَ الصَّلاةِ فِيهِ، فَإنَ صلاتكُمْ مَعْروضَةٌ عَلَيَّ فقالوا: يا رَسُولَ الله، وَكَيْفَ تُعْرَضُ صَلاتُنا عَلَيْكَ وَقَدْ أَرَمْتَ ؟! قالَ: يقولُ: بَلِيتَ، قالَ: إنَّ الله عَزَّ وَجَلَّ حَرَّمَ عَلى الأَرْضِ أَجْسادَ الأَنْبِيَاءِ.
“Sizin en faziletli (en değerli) gününüz, Cuma gününüdür. O halde, Cuma günleri bana çokça salat-ü selam getirin. Çünkü getirdiğiniz salat ve selamlar bana arz edilmektedir”. Sahabeler dediler ki “Ey Allah’ın Elçisi!Sen çürüyüp toprak olduğun halde, getirdiğimiz salat-ü selamlar, nasıl olur da sana arzedilir?!”
Hz. Fahr-i Kainat şu cevabı verdi:
“Hiç şüphesiz ki Allah Azze ve Celle, yeryüzü toprağına peygamberlerin cesetlerini haram etmiştir”. (Ebu Davud, Salat 201, Vitr 26. Nesai, Cuma 5)
Yani yeryüzü toprağı peygamberlerin cesetlerini yiyemeyecek, çürütüp toprak edemeyecek. İmam nevevi bu hadis için “sahih bir senetle bize ulaştı” diyerek hüküm vermiştir. Aynı hükmü yine İmam Ebû Davud’un Ebu Hureyra (r.a)’tan rivayet ettiği şu hadis için de vermiştir: Hz. Fahr-i Cihan (a.s.v) şöyle buyurdu:
وَعَنْ أَبِي هُرَيرَةَ، رَضِيَ الله عَنْهُ، أَنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قالَ: مَا مِنْ أَحَدٍ يُسَلِّمُ عَلَيَّ إلاَّ ردَّ الله عَلَيَّ رُوحِي حَتَى أَرُدَّ عَلَيْهِ السلام .
“Bana her kim selam verirse, onun selamını almam için Allah bana ruhumu iade eder!..” (Ebu Davud, Menasik 96)
Bu hadislerin anlamı şu:
Şu anda kilometrelerce ötede, Medine’de, Beşerin Efendisi (a.s.v), mübarek cesed-i şerifleri çürümemiş, tertemiz pâk bir vaziyette yeşil kubbenin altında yatıyor... Ümmetinin Filistin’de, Keşmir’de, Irak’ta, Çeçenistan’da, Mor’ada çektiği acılardan dolayı hıçkırıklar içinde ağlıyor... Zira Kainatın yaratıcısı Kur’an-ı Kerimde O’nun “Andolsun ki, sizin içinizden size çok düşkün olan bir peygamber gelmiştir. Sizin sıkıntı çekmeniz ona çok ağır gelir. O müminlere karşı çok merhametli, çok yumuşaktır” ( Tevbe: 128) diyerek onu bizlere tanıtmıştır. Zira sağlığında, Beni Kurayza Yahudileri bir Müslüman kadının peçesini indirdi diye, harpten yeni çıkmasına rağmen elini yüzünü yıkamadan Yahudilerin üzerine ordu gönderen O Peygamber, bugün hayatta olsaydı Irak’ta tecavüze uğrayan Müslüman kadınları, Filistin’de yakılan-yıkılan Müslüman evleri, Çeçenistan’da, Keşmir’de ve dünyanın dört bir tarafında ağlayan Müslüman anneleri, Müslüman çocukları görseydi ne yapardı acaba?!.. Ümmetinin liderlerine ne derdi acaba?!..
Miraca çıktığı Mescid-i Aksa’nın Yahudilerin elinde tutsak edildiğini görünce, ümmetinin gençlerine, zenginlerine, yazarlarına, çizerlerine ne derdi acaba? Kudus düştü, Irak (Kufe) düştü. Sırada Şam var. Arkasından Hicaz gelecek...
Medine’de yatan ey güzel Peygamber!
O yaşlı gözlerinle bir kere daha bizim için Rabbine dua eder misin? Bugünkü yaşadıklarımız, o günde sana bildirilince gözlerinden sıcak yaşlar boşalmıştı... Çok sevdiğin ümmetin bugün kâfirlerin zulmü altında kan ve göz yaşı akıtıyor. Senin getirdiğin ölçüleri hakkıyla yaşamak isteyenler hapislere dolduruluyor. İsa (a.s)’ın ümmeti için Allah Teala’ya “bunlar senin kulların” diyerek yalvardığı gibi, biz de sana sesleniyoruz; “Bu acı çekenler senin ümmetin!.. Dünyanın dört bir tarafında kanları akıtılıp zulme uğrayanlar senin ümmetin!.. On dört asır sonra sana inanan, senin son Peygamber olduğunu kabul eden mustazaf kullar, senin ümmetin!.. “Lütfen bizim için Rabbine dua et. Bize şuur vermesi için, bize kuvvet vermesi için, kendi katından bize bir kurtarıcı göndermesi için Rabbine dua et!.. Hiç şüphesiz ki o yüce yaratıcı, senin duanı boş çevirmez, seni kırmaz!..”
Yâ Rasulellah!..
Hani dünyadan ayrılacağın son vakitlerde “Ümmetim! size iki şey bırakıyorum. O iki şeye sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz. Birincisi Allah’ın kitabı, ikincisi benim sünnetim...” demiştin ya, işte o iki şeye sımsıkı sarılacak bir kuvvet ve şuuru bize vermesi için Rabbine dua eder misin?..
Medine’de yatan Ey güzel Peygamber!
İnsanlığa medeniyeti, adaleti, yüce değerleri öğreten ey güzel insan... Bizler seni görmesek de, senin getirdiğin ölçüleri senden on dört asır sonra kabul eden Muhammed ümmetiyiz. Bizler, selamların en güzelini yeryüzündeki çiçeklere, güllere, sümbüllere sararak, yanık kalplerden fışkıran gözyaşlarıyla ıslatarak sana gönderiyoruz. Lütfen kabul eyle...
الصلاة والسلام عليك يا رسول الله...
الصلاة والسلام عليك يا نبي الله...
الصلاة والسلام عليك يا سيدالاولين والاخرين...
|