عَنْ أَبِي مُوسَى اْلأَشْعَرِيِّ رضي الله عنه قاَلَ قاَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إِذَا مَرِضَ الْعَبْدُ أَوْ سَافَرَ كُتِبَ لَهُ مِثْلُ مَا كَانَ يَعْمَلُ مُقِيمًا صَحِيحًا .
İmam Buharî, Ebu Musa el-Eşarî (r.a)’ın şöyle dediğini rivayet etti: Hz. Fahr-i Cihan (a.s.v) dedi ki:
“ إِذَا مَرِضَ الْعَبْدُ ” Kul, hastalandığı zaman
“ أَوْ سَافَرَ ” Veyahut yolculuğa çıktığı zaman
“ كُتِبَ لَهُ مِثْلُ مَا كَانَ يَعْمَلُ مُقِيمًا صَحِيحًا ” Hastalanmadan ve sefere çıkmadan önce yaptığı salih amelleirn aynısı, (tekrar) ona (sevap olarak) yazılır.
(Buharî, Cihad 134)
Hem müjdeleyici hemde uyarıcı olarak gönderilen sevgili Peygamber’imiz (s.a.v), bu hadis-i şerifte bizlere bir ayrı müjde daha vermektedir. Bir Müslüman kul, hastalandığı veya sefere çıktığı zaman, daha önce yaptığı salih ameller kesintiye uğrasa bile, o amelleri yine yapıyormuş gibi sevap alacağını, dolayısıyla sevabın kesintiye uğramayacağını bildirmektedir. Mesalâ, beş vakit namazı devamlı camide cemaatle kılan, devamlı pazartesi ve perşembe orucunu tutan veya devamlı dini bir ders veren bir Müslüman, hastalandığı zaman veya sefere çıktığı zaman, beş vakit namazı camide cemaatle kılamasa bile, camide cemaatle kılıyormuş gibi yine sevap alır. Pazartesi ve perşembe orucunu tutamasa bile, tutuyormuş gibi sevap kazanır. Dini dersini veremese bile, vermiş gibi yine sevap kazanır. Kainatın yaratıcısı yüce Rabbimizin biz kullar için ne kadar merhametli, ne kadar şefkatli, ne kadar ikramı bol olduğunu bir kere daha bu hadis-i şerifte bizlere müjdeleyen sevgili peygamberimiz (s.a.v), öte yandan diğer bir hadis-i şerifte bir Müslüman’a isabet eden hastalık, üzüntü, keder, yorgunluk, acı gibi musibetlerin o Müslüman’ın günahlarını temizlediği müjdesini vermişti. (Bkz. Buharî, Merdâ 1. Müslim, Birr 49) Böylece hastalanan bir Müslüman kul, bir taraftan günahlardan kurtulduğu gibi, diğer taraftan daha önce yaptığı salih amellerinin sevaplarını kesintiye uğramadan yine almaya devam eder. Ayrıca, hastalığın Allah’tan gelen bir imtihan olduğunu anlayıp onu sabır ve iman ile karşılayan bir Müslüman kulun kazandığı şeref ve değeri Rasulullah (s.a.v) şu cümlelerle izah etmişti.
إنَّ الله عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُ يَوْمَ القِيَامَةِ: يَا ابْنَ آدَمَ مَرِضْتُ فَلَمْ تَعُدْني ! قال: يَا رَبِّ كَيْفَ أَعُودُكَ وَأَنْتَ رَبُّ العَالَمِينَ ؟ قال: أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ عَبْدِي فُلاناً مَرِضَ فَلَمْ تَعُدْهُ ؟ أَمَا عَلِمْتَ أَنّكَ لَوْ عُدْتَهُ لَوَجَدْتَني عِنْدَهُ ؟
Hiç şüphesiz ki Allah Azze ve Celle, kıyamet günü şöyle der:
-Ey Âdemoğlu! Hastalandım, sen beni ziyaret etmedin!
Kul şöyle der:
-Ya Rab! Sen alemlerin Rabbi olduğun halde (hastalık vb. gibi şeylerden münezzeh olduğun halde) ben seni nasıl ziyaret edeyim?!
Bunun üzerine yerin ve göğün Yaratıcısı şu cevabı verir:
- Anlamadın mı?! Benim falanca kulum hastalandı da sen onu ziyaret etmedin!. Anlamadın mı ki, eğer onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulacaktın!.. (Müslim, Birr 43)
Sevap üzerine sevap!...
Rahmet üzerine rahmet!...
Şeref üzerine şeref!...
Müjde üzerine müjde!...
O halde, salih amel işlemeyi, güzel davranışları, alışkanlık haline getirmeliyiz. Çünkü hastalık veya yolculuk gibi sebeplerden dolayı bu salih amelleri yapamasak bile, yapmış gibi sevabını almaya devam edeceğimizi Beşerin Efendisi bu hadis-i şerifte bizlere müjdelemektedir. Bizlere böyle güzel haberler verip gönlümüzü mutluluk ve sevinçle dolduran o güzel Peygambere yeryüzündeki çakıl taşlarının adedince salat-ü selam eder, kullarına bol sevap kazanacakları muazzam bir din gönderen Alemlerin Rabbini Rahmetinin genişliği kadar, ikramının bolluğu kadar, Yüceliğinin büyüklüğü kadar hamd ile tesbih ederiz.
الصلاة والسلام عليك يا رسول الله... الصلاة والسلام عليك يا نبي الله... الصلاة والسلام عليك يا حبيب الله...
|