عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قَالَ: اَرَادَ بَنُو سَلِمَةَ اَنْ يَنْتَقِلُوا قُرْبَ الْمَسْجِدِ، فَبَلَغَ ذلِكَ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُمْ: " اِنَّهُ قَدْ بَلَغَنِى اَنَّكُمْ تُرِيدُونَ اَنْ تَنْتَقِلُوا قُرْبَ الْمَسْجِدِ ؟" فَقَالُوا: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللهِ، قَدْ اَرَدْنَا ذلِكَ. فَقَالَ: "بَنِى سَلَمَةَ: دَيَارَكُمْ تُكْتُبْ آثَارُكُمْ، دِيَارَكُمْ تُكْتَبْ آثَارُكُمْ " رَوَاهُ مُسْلِمٌ.
İmam Müslim, Cabir b. Abdullah (r.a)’ın şöyle dediğini rivayet etti:
“ اَرَادَ بَنُو سَلِمَةَ اَنْ يَنْتَقِلُوا قُرْبَ الْمَسْجِدِ ” Selime oğulları Mescid-i Nebevî’nin yanına taşınmak istediler
“ فَبَلَغَ ذلِكَ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم ” Bu haber, Rasulullah (s.a.v)’e ulaştı
“ فَقَالَ لَهُمْ ” Ve onlara şöyle dedi:
“ اِنَّهُ قَدْ بَلَغَنِى اَنَّكُمْ تُرِيدُونَ اَنْ تَنْتَقِلُوا قُرْبَ الْمَسْجِدِ ؟ ” Sizin mescidin yanına taşınmak istediğiniz haberi bana ulaştı.
Efendimiz (a.s.v) sanki “bu doğru mu?” dercesine meseleyi öğrenmek istediğinde Selime oğulları:
فَقَالُوا: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللهِ، قَدْ اَرَدْنَا ذلِكَ “Evet Ey Allah’ın elçisi, öyle yapmak istedik” derler.
“ فَقَالَ ” Bunun üzerine Allah Rasulü (s.a.v) onlara ( sadece iki çift söz) söyledi:
“ بَنِى سَلَمَةَ: دَيَارَكُمْ تُكْتُبْ آثَارُكُمْ، دِيَارَكُمْ تُكْتَبْ آثَارُكُمْ ” Selime oğulları! Yerinizde kalın ki mescide giderken attığınız adımlar yazılsın. Yerinizde kalın ki adımlarınız yazılsın...
(Müslim, Mesacid 280)
* * *
Mescid ve Müslüman:
Mescide giderken atılan adımların faziletlerini iç yakıcı bir üslupla dile getiren bu hadis-i şerifimizden çıkaracağımız ibret ve dersleri şöyle sıralayabiliriz:
1- Rasulullah (s.a.v), kendisine bir haber ulaştırıldığı zaman o haberle ilgili şahısları yanına çağırttırır, olayı bizzat yerinde tahkik eder, meselenin hakikatini öğrenmeden hüküm ve karar vermez, değerlendirme yapmazdı. Bu hadis-i şerifte Selime oğullarının mescidin yanına taşınma haberi kendisine ulaşınca onları çağırtmış ve bizzat olayın doğruluğunu öğrendikten sonra değerlendirme yapmıştır. İşte bu nokta, bir çoğumuzun göz ardı ettiği ama sonra derece önemli bir noktadır. Zira günümüzde bir çok insan meselenin hakikatini bilmeden, çoğu zaman da yanlış anlamalarla hüküm verip değerlendirme yaptıklarından dolayı toplumda bir çok problemler çıkmış, bu problemlerin altında da insanlarımız sıkıntı ve ızdırap çekmiştir. Halbuki duyulan her sözü, doğruluğuna yanlışlığına bakmadan, araştırma yapmadan, neler getirip neler götüreceğini ölçüp tartmadan o sözü başkalarına aktarmakla ilgili olarak Hz. Fahr-i Cihan (a.s.v), Ebu Hureyra (r.a)’tan rivayet edilen bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
وعنْ أبي هُرَيْرَةَ رَضِيَ الله عَنْهُ أَنَّ النبيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: كفى بالمَرْءِ كَذِباً أَنْ يُحَدِّثَ بكُلِّ ما سَمع .
“Her duyduğunu konuşup başkalarına söylemesi, kişiye yalan olarak yeter de artar bile...” (Müslim, Mukaddime 5)
İşte bu hadis-i şeriften dolayıdır ki, sahabeler bu konu üzerinde hassasiyetle durmuşlar ve her duydukları şeyi, doğruluğundan iyice emin olmadıkları ve Müslümanların maslahatına olmayan bir şeyi Rasulullah’a arz etmemişlerdir. Böylece birbirlerinden emin, huzur ve güven içinde yaşamışlardır.
Kardeşlik Hukuku:
2- Rasulullah (s.a.v) ashabının bol sevap kazanması için azami gayret gösterirdi. Onların ahirette derecelerinin yüksek olması için gerekli uyarıları ve tavsiyeleri yapardı. Tıpkı bu hadis-i şerifte Selime oğulları’nın daha fazla sevap kazanmaları için uzak yerde kalmalarını onlara tavsiye ettiği gibi!... İşte bu iman kardeşliğinin ince, zarif ve kudsi bir tezahürüdür. Ancak günümüzde Müslümanlar bu noktayı da maalesef ihmal etmişlerdir. Bırakın Müslüman kardeşinin bol sevap kazanmasını istemesi, Müslüman kardeşi günahların içinde helak dalgalarının arasında boğulurken bile bir yardım eli uzatıp onu selamet yurduna çıkartmak için gayret göstermiyor!.. Aman Allah’ım, ne günlere kaldık!.. Birbirimize karşı kalbimiz ne kadar da katılaştı!.. Oysa ki Fahr-i Cihan’ın tutumuna bakın! Ashabının mescidin yanından camiye gelmesiyle kazanacağı sevapla yetinmiyor. Onların daha fazlasını, daha güzelini kazanmasını istiyor... “Selime oğulları! yerinizde kalın ki adımlarınız yazılsın” diyor. İşte, bizim yaşadığımız İslam nerede, onların yaşadığı İslam nerede! Biz, yüce değerler yarışında, dağların dibindeki çakıl taşları, onlar ise yüksek tepelerin zirvesindeki güllerdir.
|