ANA SAYFA
      HAYATI
      ŞİİRLERİ
      HİKAYELERİ
      KİTAPLARI
      MAKALELERİ
      DÜNYA GAZETESİ YAZILARI-MELBOURNE
      ÇOCUKLAR İÇİN
      İLETİŞİM BİLGİLERİ


   BİZANS İMPARATORU
HERAKLIUS HADİSİ
  

HADİSLERİN LAFIZ VE MANAYLA RİVAYETİ



Dinin ikinci kaynağı hadislerin etrafına şüphe tohumları ekmek isteyenler, hadislerin mana ile rivayet edildiğini, yani Allah Rasulünün ağzından kelimesi kelimesine çıktığı gibi değil de ravilerin hadisleri anladığı şekilde bize intikal ettiğini iddia ediyorlar. Dolayısıyla hadislerde değişiklik, tahrif ve tebdilin olduğunu, bu nedenle de hadislre güvenilemeyeceğini ileri sürüyorlar.

Acaba hakikat böyle nidir? Hadisler Allah Rasulğ Sallallahü aleyhi vesellem'in fem-i şeriflerinden bize nasıl intikal etmiştir? Hadislerin lafız (yani kelimesi kelimesine) ve mana ile rivayet edimesi konusunun özü nedir? Bu konuyu sizlere izah etmeye çalışacağız. "Tevfik Allah'tandır" diyerek mana ile rivayetten başlıyoruz:

 

HADİSLERİN MANA İLE RİVAYETİ

İmam Nevevî hadis usûlüne dair yazdığı "Et-Takrîb ve't-Teysîr" adlı eserinde şöyle demiştir: "Eğer râvi, hadisin lafızlarında ve o lafızların delâlet ettiği manalarda âlim değil ise, kelimelerin muhteviyatını ve kuşattığı sınırları bilmiyor ise, harf değişiklikleriyle gerçekleşen mana değişiklikleri hususunda otoriter ve uzman değil ise, hadisi mana ile rivayet etmesi ihtilafsız ve istisnasız bir şekilde caiz değildir. Mutlaka duyduğu lafızlarla rivayet etmesi gerekir.

Eğer ravi bütün bu yukarıda zikredilen konularda otoriter ve uzman ise; İbnü Sirin ve Ebu Bekir er-Râzî gibi âlimlerin de içinde bulunduğu bir grup hadis, fıkıh ve usul âlimleri "Yine de râvi hadisi kelimesi kelimesine rivayet etmesi gerekir. Mana ile rivayet etmesi caiz değildir" derken diğer bir grup "Böyle bir durumda ravi, peygamber (sav.)in hadislerini değil de diğer hadisleri manayla rivayet edebilir" demiştir. Ancak ilk dönem ve son dönem alimlerin çoğunluğu "Râvi eğer yukarıdaki şartları taşıyor ve manayı kat'i surette değiştirmiyor ve aynen aktarıyor ise Rasulullah'ın hadislerini de diğer hadisleri de mana ile rivayet edebilir" diyerek mana ile rivayete cevaz vermişlerdir.

İmam Nevevî'nin "Et-Takrîb ve't-Teysîr Li Mağrifeti Süneni'l-Beşîrin Nezîr" adlı eserine şerh yazan Celaleddin es-Suyûtî, Hadis usulü alanında en zirve kitab kabul edilen "Tedrîbü'r-Râvî" adlı eserinde şöyle demiştir:

"Bu konuda , İbnü Mündih'in "Mağrifetü's-Sahabe"de, Tabarânî'nin de "El-Kebîr"de rivayet ettiği merfu bir hadis vardır: Sahabelerden Abdullah bin Süleym b. Ekteme el-Leysî (ra)'ın Efendimiz (asv)'a:

  • Yâ Rasûlellah! Ben sizden hadis işitiyorum. Ancak onu sizden işittiğim gibi (kelimesi kelimesine başkalarına) aktaramıyorum. Bir harf ilave ediyorum veya bir harf çıkarıyorum" demesi üzerine Allah Rasûlü (sav.) şöyle demiştir:
  • Eğer haramı helal, helali de haram yapmıyorsan bir sakınca yoktur.

İmam Beyhakî'nin İbnü Avn'e dayanan bir sened ile Tabiîn'in meşhur âlimlerinden Hasan, İbrahim ve Şâbî'nin hadisleri manaya göre zikrettiklerini, Kasım b. Muhammed, İbnü Sirîn ve Racâ b. Hayve gibi âlimlerin ise o hadisleri asıl harflerine ve asıl kelimelerine dönderdiklerini nakletmiştir.

İbnü'l-Arabî "Ahkâmu'l-Kuran"da hadisleri manasına göre rivayet etmenin sadece sahabeye caiz olduğunu, sahabenin haricindeki râvilere ise kesinlikle caiz olmadığını ifade etmiş ve bunu şöyle gerekçelendirmiştir: "Eğer manayla rivayeti herkese caiz kılarsak o zaman hadisleri sapasağlam bir şekilde alamayız. Halbuki sahabede iki husus bir arada toplanmıştır:

  • Arap dilinin fesâhatı ve belâgatı onların fıtratlarına yerleşmiştir
  • Onlar Rasulullah sallallahu aleyhivesellem'in sözlerini ve fiillerini bizzat gözleriyle görüp kulaklarıyla işitmişlerdir. İşte bu müşahade onlara manayı tamamıyla anamayı ve maksadı tam olarak ifade etmeyi sağlamıştır.

 

HADİSLERİN LAFIZ (KELİMESİ KELİMESİNE) RİVAYETİ

 

Hadis usulü alanında yazılmış meşhur kaynak eserlerden "El-Kifaye Fî İlmi'd-Dirâye"nin yazarı Hatib el-Bağdâdî, hadislerin kelimesi kelimesine rivayet edildiğini gösteren haberleri ve kelimesi kelimesine rivayet etmeyi farz (zorunlu) görenlerin delillerini topladığı konu başlığı altında, Ebû Cağfer Muhammed b. Ali'nin şöyle dediğini nakleder:

"Allah Rasulünün sahabeleri arasında hiç kimse, Allah Rasulünden bir hadis işittiği zaman, o hadise ne bir harf ilave eder ne de bir harf çıkarırlardı. Tıpkı Abdullah b. Ömer gibi.

Hatib el-Bağdâdî hadislerdeki bir kelimeyi başka bir kelimenin önüne veya arkasına almayı caiz görmeyenlerin delillerini zikrederken Abdullah bin Ömer'in (rhuma) şu rivayetini nakleder:

Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (rhuma) "İslam beş temel üzerine bina edilmiştir: 1- Allah'a kulluk yapıp onun haricindeki ilahları inkar etmen 2- Namaz kılmak 3- Zekat vermek 4- Kâbe'yi hacc etmek 5- Ramazan orucunu tutmak" hadis-i şerifini Tâbiîn'den talebelerine okudu sonra onlardan hadisi tekrar etmelerini istedi. Talebelerden biri hadis-i şerifi şöyle tekrar etti: "..... 1- Allah'a kulluk yapıp onun haricindeki ilahları inkar etmen 2- Namaz kılmak 3- Zekat vermek 4- Ramazan orucunu tutmak..." İşte tam bu sırada Abdullah bin Ömer hemen araya girdi. Zirâ talebesi Hac ile orucun yerini değiştirmişti. Orucu dördüncü sırada zikrederek Hacc'ı sona bırakmıştı. İbnü Ömer (rhuma) hemen talebesinin sözünü keserek "Hayır, hayır. Ramazan orucunu en son söyle. Ben Allah Rasûlü'nün (sav.) ağzından aynen böyle işittim" demiştir.

Görüldüğü gibi sahabeler Allah Rasûlü'nün hadislerini aktarırken çok titiz davranmışlardır. Hadislerdeki kelimelerin sıralanışını bile değiştirmeye râzı olmamışlardır. Zira bu misalde orucu önce zikredip haccı sonra zikretmek manayı etkilememesine rağmen İbnü Ömer (rhuma) yine de Hadis-i şerifin Allah Rasûlü'nden (sav.) işittiği gibi nakledilmesini istemiştir.

Sahabelerin haricindeki diğer râviler de aynı şekilde hadislerin kelimelerine sım sıkı bağlı kalmışlar ve hadislerin kelimelerini manayı değiştirmeyen aynı anlamlı bir başka kelimeyle değiştirmekten bile şiddetle kaçınarak hocalarından hadisi nasıl almışlar ise talebelerine aynen öyle nakletmişlerdir. Hatta hadisin teleffuzundaki lehçe farklılıklarını bile gözetmişler ve hiç bir değişiklik yapmadan o lehçeyi aynen nakletmişlerdir. Bütün bunların misalleri için Hatib el-Bağdâdî'nin ilgili eserinin 190 ile 230. sahifeleri arasına bakabilirsiniz.

Zaten Rasûlullah (asv.) "Naddarallahu İmraen Semia Minnî Şeyen Febelleğahu Kemâ Semia" Benden bir şey işitip te, onu benden işittiği gibi (aynen) başkalarına aktaran kimsenin Allah yüzünü ağartsın" diye dua ederek hem sahabeleri hem de ondan sonra gelen nesilleri hadisleri kelimesi kelimesine rivayet etmeye teşvik etmiştir. Bu hadis üzerinde kısaca duralım:

  • Bu hadis-i şerifi İmam Tirmizi Abdullah bin Mes'ud (ra)tan rivayet etmiş ve hadis "Hem Sahih hem de hasen" demiştir.
  • Aclûnî "Keşfu'l-Hafâ"da İmam Suyûtî'nin bu hadis-i şerifi "El-Ezhâru'l-Mütenâsıra Fî Ahbâri'l-Mütevâtıra" adlı mütevâtir hadisleri topladığı eserinde zikrettiğini söylemiştir. O halde bu hadis mütevâtır bir hadistir.
  • İmam Tirmizinin Sünen'ine şerh yapan Abdu'r-Rauf el-Münâvî "Feyzu'l-Kadîr Fî Şerhi'l-Câmii's-Sağir" adlı eserinde hadis-i şerifin ".... onu benden işittiği gibi başkalarına aktaran..." kısmını şerhederken "Yani, hiç bir ziyade ve hiç bir noksanlık yapmadan.." diye şerhetmiştir.
  • Hatib el-Bağdâdî "El-Kifâye" de hadisleri kelimesi kelimesine nakleden kimselerin bu hadis-i şerifi delil olarak gösterdiğini söylemiştir.

 

Hadislerin kelimesi kelimesine rivayet edilmesini gösteren delillerden bir tanesi de İmam Buhârî'nin Kitâbü'l-Vudû' Bâbü Men Bâte Alel Vudû' bölümünde zikrettiği şu hadis-i şeriftir:

Allah Rasûlü Sallallahü Aleyhi Vesellem, sahabeden El-Berâ bin Âzib'e "Yatağa gideceğin vakit namaz için abdest al, sağ tarafına yat ve şunları söyle:

"Allahumme Eslemtü Nefsî İleyk, Veveccehtü vechî ileyk, vefevvedztü emrî ileyk, veelce'tü zahrî ileyk, lâ melce'e velâ mencâ minke İllâ ileyk, Allâhumme êmentü bi kitâbikellezî enzelte, ve nebiyyikellezî erselte.

(Allahım! Kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, durumumu sana arz ettim, sırtımı sana verdim, senden başka ne sığınılacak ne de kaçılacak hiç bir yer yoktur. Allahım! İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere imân ettim)

Bu sözleri uyumadan önce söyleyeceğin en son söz yap. Eğer o gece ölürsen Fıtrat üzere ölürsün" demiştir. Sonra da Berâ b. Âzib'in bu sözleri tekrar etmesini istemiştir. Bera b. Âzib en sondaki "Nebiyyike" kelimesi yerine "Rasûlike" kelimesini deyince, yani "gönderdiğin peygambere imân ettim" diyeceği yerde "peygamber" kelimesini "Elçi" kelimesiyle değiştirerek "Gönderdiğin elçiye iman ettim" deyince –ki iki kelimeden de kastolunan şahıs Hz. Peygamber (sav.)'dir- Allah Rasûlü sallallahü aleyhi vesellem Berâ b. Âzib'i uyararak "Nebî (peygamber)" kelimesini kullanmasını istemiştir.

Bütün bu delillerin yanında Rasûlullah sallallahü aleyhi vesellem'in "Men kezebe aleyye müteammiden felyetebevve' mak'adehu minennâr" Kim benim üzerime kasten yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın (cehenneme girsin)" şeklindeki şiddetli uyarısı karşısında sarsılan sahabe ve diğer nesiller Allah Rasulünden bir hadis rivayet ederken son derece dikkatli, titiz ve hassas olmuşlardır.

Hatta, bu şiddetli uyarıdan dolayı, bazı raviler "Acaba Allah Rasûlü'ne farkında olmadan bir yalan isnat etmiş olabilir miyim?" korkusuyla hadis rivayet etmeyi terketmiş ve iyice kesin olarak emin olmadıkları bir şeyi asla rivayet etmemişlerdir. Eğer bir kelime üzerinde tereddüt ediyorlar ise bunu açıkça zikretmişler ve asla aynı anlama gelse bile bir başka kelimeyle değiştirerek "Rasûlullah (sav.) şöyle buyurdu" dememişlerdir:

İşte onlardan birisi Hz. Peygamber'in (sav.) bacanağı Zübeyr bin el-Avvam (ra)'tır. Hz. Peygamberin halası onun annesidir. Hz. Peygamberin hanımı hz. Hatice onun halasıdır. Bir gün oğlu Abdullah bin Zübeyr (r) babasına şöyle der:

  • Muhakkkak ki ben, falan ve falanın Allah Rasulünden hadis rivayet ettikleri gibi senin de Allah Rasülü'nden (sav.) hadis rivayet ettiğini işitmiyorum?! (Abdullah bin Mesut, Enes bin Malik, Ebû Hureyra (rhum) gibi sen neden Allah Rasulü'nden hadis rivayet etmiyorsun?). Zübeyr bin el-Avvam bu soruya şu cevabı verdi:
  • Bir hakikat var ki, ben, Rasûlullah'ın (sav.) yanından ayrılmadım. Ancak ben, onu şöyle söylerken işittim:
  • Kim bana bir yalan isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın .

İbn-i Hacer el-Askalânî bu hadisi şerifi açıklarken "Hadisi şerifimizde belirtilen yalan, bilerek veya bilmeyerek bir şeyi olduğunun dışında haber vermektir" der. Nitekim İmam Buhari'nin Selemetübnü'l -Ekva' (R) tan rivayet ettiği bir başka hadisi şerifte Rasûlullah (sav.):

  • Kim benim adıma söylemediğim bir şeyi söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın , buyurmuştur.

Demekki bir şeyi olduğunun dışında haber vermek "Kim bana bir yalan isnad ederse" hadisi şerifinde belirtilen "yalan"ın içine girmektedir. Sahabeler bu mütevatir hadis-i şerifi öyle bir anladılar ki Rasûlullah'ın söylediği veya yaptığı bir şeyi tam olarak, olduğu gibi ( ne bir fazlası, ne de bir eksiği olmadan) aktarmak için son derece titiz davrandılar. Yukarıda zikrettiğimiz gibi İbn-i Ömer (r) onlardan birisidir.

Yukarıdaki mütevatir hadisin tesiriyle sahabeler ve ondan sonraki "sika" râviler Allah Rasulü'nün (sav.) sözlerini ve fiillerini olduğu gibi bir sonraki nesle aktarmak için a'zamî gayret gösterdiler. Kesin olarak bilmedikleri bir şeyi asla rivayet etmediler. Tereddüt ettikleri noktaları açık bir şekilde beyan ettiler. Hadis rivayetinde onların son derece hassas ve titiz davrandıklarını gösteren onlarca misalden sadece bir tanesini aktaralım:

İmam Müslim, Ebû Hureyra (r)'tan naklen Allah Rasûlü (sav.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

  • Müslüman (veya mümin) kul abdest alıp ta yüzünü yıkadığı zaman, yüzüyle işlediği günahlar suyla birlikte (veyahutta suyun son damlasıyla birlikte) yüzünden çıkar (g ider)

Hadis-i şerifimizde parantez içindeki noktalar râvinin tereddüt ettiği noktalardır. Acaba Rasûlullah (sav.) "müslüman kul" mu dedi? Yoksa "mümin kul" mu dedi? Bu noktada râvi süpheye düşmüştür. "Müslüman kul" demesi ihtimali daha fazla olmasına rağmen yine de ufak bir tereddüt duyduğu için "Mümin kul" demesi ihtimalini de zikretmiştir. Aslında "Müslüman kul" veya "Mümin kul" ibaresi hadisin genel manasını asla değiştirmemektedir. Ancak râvi "Nasıl olsa "mümin kul" da "müslüman kul" da aynı manayı vermektedir. O halde "müslüman kul" diye rivayet etsem bir şey olmaz" dememiş, bilakis son derece hassas davranarak "Rasûlullah (sav) ya "Mümin kul" deyip te ben onu "Müslüman kul" şeklinde rivayet edersem Allah Rasûlü'ne yalan isnat etmiş olurum" korkusu, hassasiyeti ve şuuru ile tereddüt ettiği noktayı açıkça belirtmiştir. Bu hassasiyet bize açık bir şekilde gösteriyor ki hadis-i şerifimizin geri kalan kısımları şeksiz (şüphesiz) bir şekilde Allah Rasûlü'ne dayanmaktadır. Allah bu hassasiyeti gösteren bütün râvilerden râzı olsun. Bazı hadislerde karşılaştığımız bu gibi durumlar; râvilerin, hadislerin lafızlarına sım sıkı bir şekilde bağlı kaldıklarını açıkça bizlere göstermektedir. Ancak anlayışı kıt olan bazı insanlar buralardan, râvilerin hadislerin bütün lafızlarında şüpheye düştüğü zannına kapılmışlardır ki bir insanın anlayışının bu kadar bozulmasını ancak ve ancak onun art niyetli olmasıyla veyahutta cehâletinin derinliğiyle izah edebiliriz.

Diğer konularda olduğu gibi, hadis rivayetinde de sahabelerin gösterdiği hassâsiyetin derinliğini anlayamayan günümüzdeki bazı kafalar sahabe dönemindeki ölçüleri ters anlayarak Hz. Ebu Hureyra ve Hz. Enes (Rhuma) gibi sahabeleri "çok hadis rivayet etmişler" diyerek eleştirmişlerdir. Halbuki bu sahabeler yukarıdaki mütevatir hadisin tesirinden dolayı Abdullah bin Zübeyr ve Hz. Ömer gibi az hadis rivayet eden sahabelere oranla çok hadis rivayet etmişlerdir. Yoksa Allah Rasûlü'nden (sav.) duydukları bütün sözlere ve fiillere oranla son derece az hadis rivâyet etmişlerdir. İşte bunların delilleri:

  • Ebu Zeyd Amr bin Ahtab el-Ensarî (r) rivayet ediyor: "Rasûlullah (sav.) bize sabah namazını kıldırdı. Arkasından minbere çıktı ve öğle namazına kadar bize hutbe verdi. Minberden indi, öğle namazını kıldırdı. Sonra tekrar minbere çıktı ve ikindi namazına kadar hutbe verdi. Minberden indi, ikindi namazını kıldırdı ve tekrar minbere çıktı ve akşam namazına kadar hutbe verdi. Bize (dünya tarihindeki) olanları ve olmaya devam edenleri haber verdi. En bilginimiz en fazla ezberleyenimizdir.

Hadis literatüründe üç kelimelik veya bir cümlelik çok hadis vardır. Efendimiz (asv)'ın yirmi üç senelik nübüvveti boyunca sabahtan akşama kadar süren sadece bu konuşmasını dinleyen keskin hafızalı bir sahabenin bu konuşmada duyduğu her şeyi rivayet etmeye kalksa kaç hadis oluşacağını tahmin edebiliyormusunuz?

Gelin Efendimize on yıl hizmet eden ve "Müksirûn" (çok hadis rivâyet eden sahabeler)den biri olarak bilinen(?) Enes bin Malik'i (r) dinleyelim:

  • İmam Buhârî, Ebu Ma'mer el-Basrî'den, o da Abdul Vâris b. Saîd'ten, o da Abdul Aziz b. Suheyb'ten rivayetle Hz. Enes bin Mâlik (R)'ın şöyle dediğini aktardı:

Hiç şüphesiz ki, size çok hadis rivayet etmekten beni alıkoyan şey Allah Rasûlü'nün şu sözüdür:

"Kim benim üzerime bilerek bir yalan atarsa cehennemdeki yerine hazırlansın"

  • İmam Ahmed bin Hanbel, Hürmüz'ün kölesi Attab'ın şöyle dediğini rivâyet etmiştir: Ben, Enes bin Mâlik'i (r) şöyle söylerken işittim: "Eğer hata etmekten korkmasaydım, Rasûlullah'ın (sav.) söylediği çok şeyi sana rivâyet ederdim"

Bu rivâyetler açık bir şekilde bize gösteriyor ki Enes bin Malik Rasûlulalh (Sav.)'tan bir çok hadis duymuş, ancak Rasulullah'tan duyduğu her hadisi değil bunların içinden kesin olarak emin olduğu, hata etmediği hadisleri bize aktarmıştır. Radıyallahu anhu ve anhum ecmeîn.

Biz tekrar Rasûlullah adına konuşmanın ağır sorumluluğuna gelelim. İmâmu'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin babası Şeyh Ebu Muhammed Rasûlullah (sav.) adına bilerek yalan konuşan kimsenin kâfir olduğuna hükmetmniştir. İbnül Münîr de onu desteklemiştir. Cumhur ise bu hükmü "Yaptığı işi helal görme" şartına bağlamıştır. Aksi takdirde kâfir değil mürtekeb-i kebira olur demiştir. Efendimiz (asv)'ın "Cehennemdeki yerine hazırlansın" sözü o kimsenin cehennemde çok uzun kalacağını gösterir. Hatta bu cümlenin zâhiri cehennemden hiç çıkmayacağına işaret eder. Çünkü Rasûlullah (sav.) o kimse için cehennemden başka bir yer tayin etmemiştir. Ancak ne var ki kat'î deliller cehennemde ebedî kalmanın kâfirlere has olduğunu söyler.

İmam Buhari Ebu Hureyra (r) rivayetle Rasûlullah (sav.)'in şöyle dediğini nakleder:

"İsmim ile isimlenin. Künyem ile künyelenmeyin. Kim beni rüyasında görmüş ise muhakkak beni görmüştür. Çünkü şeytan benim sûretime giremez. Kim bilerek bana yalan isnad ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın"

İmam Buhârî'nin bu hadis-i şerifi "Rasûlullah adına yalan konuşmak" babı altında zikretmesinin amacı Rasûlullah adına yalan konuşmanın rüyayı da içine aldığını göstermek içindir. Buna göre rüyasında Rasûlullah'ı (Sav.) görmediği halde "gördüm" diye rivâyet etmek veya rüyasında Rasûlullah'ın söylemediği, yapmadığı bir şeyi aktarmak veya rüyasında görmediği bir şeyi Rasûlullah'a isnat etmek mütevatir hadis-i şerifimizde belirtilen cezanın içine girer.

Hemen burada şunu hatırlatalım ki, hadis kitaplarımızda mevcut bulunan bir kıssa hakkındaki değişik lafızlarla vârid olan hadisleri delil göstererek hadislerin mana ile rivayet edildiğini söyleyenlere Prof. Dr Muhammed Ebû Zehvü "El-Hadîs ve'l-Muhaddisûn" adlı doktora tezinde şöyle cevap vermektedir:

"Bir mana etrafında değişik lafızlarla vârid olan hadisleri mana ile rivayete delil olarak göstermek apaçık bir hatadır. Çünkü Rasulullah (sav.)'in konuşmalrı ve lafızları farklı zamanlara, farklı mekanlara göre muhatabların haline, durumuna ve anlayışlarına göre farklılık arzediyordu. Kimi yerde genel olarak söylediği bir şeyi bir başka yerde detaylandırıyordu. Bir mecliste özet olarak anlattığı bir ieyi bir başka mecliste açıklıyordu. Muhatabın özel durumuna göre söylediği bir şeyin başka bir boyutunu başka bir muhataba söylüyordu. Çünkü o hale, duruma, mekana ve muhataba göre konuşuyordu. Böylece Rasûlullah sallallahü aleyhi vesellem'in sözleri açıklık-kapalılık, takdim-te'hir, ziyâde ve noksanlık olarak bu farklı ortamlara göre değişiyordu. Ancak her ortamın râvisi o ortamda duyduğu lafızlarla hadisi rivayet ediyorlardı. Böylece aynı mana etrafında farklı lafızlar oluştu. Fakat ilmi kıt olanlar bu farklı lafızlardan râvilerin hadisleri gereği gibi zaptedemediği zannına vardılar."

 

 

 

NETİCE:

Kelimesi kelimesine ve manayla rivayetin mâhiyetini özet olarak îzah ettikten sonra netice itibariyle şunları söyleyebiliririz:

Yukarıda zikredilen şartlar çerçevesinde manayla rivayete sadece cevaz verilmiştir. Ancak aslolan, muteber ve evla olan kelimesi kelimesine rivayettir. Nevevî Sahîh'i- Müslim'e yaptığı şerhte bu konuda icma'nın olduğunu zikretmiştir. Tabi ki buradaki cevaz bir teşvik değildir. Sadece harama düşmekten kurtaran bir ruhsattır. Eğer bu ruhsat verilmeseydi râviler aynı anlama gelen iki kelimeyi bile zikredemeyecekler ve zerre kadar küçük bir noktada dahi olsa Allah Rasulüne yalan isnat etme korkusuyla hadisin tamamını rivayet etmekten çekineceklerdi. Böylece büyük bir nebevî ilim yok olup gidecekti. Bu duruma Türkçemizden bir misal verecek olursak şu örneği verebiliriz: Râvi hadisin bir köşesinde geçen mesela "ak" kelimesinin Allah Rasülünün ağzından "ak" kelimesi şeklinde mi yoksa "beyaz" kelimesi şeklinde mi çıktığı hususunda tereddüt ettiği zaman, eğer manayla rivayete cevaz verilmeseydi, bu durumda râvi "Belki Allah Rasûlü'nün ağzından "ak" kelimesi çıkmıştır ben ise "beyaz" diye ona nisbet etmiş olabilirim. Böylece Allah Rasûlüne yalan isnat etmiş olurum" korkusuyla hadisin tamamını rivayet etmekten çekinecekti. İşte bu çekinceyi izale etmek için ulema manayla rivayete ruhsat vermiş, ancak bunu gelişi güzel değil şartlara bağlamıştır. Manayla rivayete cevaz verilen şartları İmam Suyûtî "Tedrîbü'r-Râvi"de şöyle zikretmiştir:

  • Hadis lafızlarıyla ibadet edilen bir hadis olmamalıdır. Yukarıdaki Bera b. Âzib hadisinde olduğu gibi.
  • Hadisin mûcibi amel değil bilgi olmalıdır.
  • Hadis Cevâmi'ul-Kelim cinsinden olmamalıdır.
  • Hadis merfu bir hadis olmamalıdır. Yani senedi Rasulullaha dayanan bir hadis olmamalıdır. Çünkü Rasulullahın sözlerinde aslolan lafızla rivayettir.
  • Râvi hadisin lafızlarında, kelimelerin ıstılâhî ve lügat anlamlarında uzman olmalıdır.
  • Râvi hadisin manasını asla değiştirmmemelidir.

İşte bu şartlar çerçevesinde manayla rivayete ruhsat verilmiştir. Ancak sika râviler bu ruhsata rağmen hadisleri Allah Rasulünün fem-i şeriflerinden duydukları gibi aynen kelimesi kelimesine rivayet ediyorlardı. Bu konuda da çok şiddetli, hassas ve titiz davranıyorlardı. Çünkü onlar Rasulullah'ın sözlerinin vahiy olduğunu çok iyi biliyorlardı. Yüce Allah ne doğru söyledi: "O heva ve hevesinden konuşmaz. Onun konuştuğu vahiyden başkası değildir"

 

 

Bkz. Celâleddin es-Suyûtî, Tedrîbü'r-Râvî 26. bölüm

Bkz. Celâleddin es-Suyûtî, Tedrîbü'r-Râvî 2/99. Ancak ilmi ve fıkhı (anlayışı) kıt olan günümüzün bazı insanları Efendimiz (asv)'ın "Haramı helal, helali de haram yapmıyorsan....." sözünü yanlış anlayarak mesela "içkiyi helal, namazı da haram yapmıyorsan...." gibi anlıyorlar. Halbuki hadis usulüne göre bu sözün anlamı "Hadisin içindeki genel ve detay hükümleri bozmuyorsan, hadiste belirtilen genel ve detay hükümlerde helali haram, haramı da helal yapmıyorsan bir sakınca yoktur..." şeklindedir.

Bkz. Celâleddin es-Suyûtî, Tedrîbü'r-Râvî 2/99

Bkz. Celâleddin es-Suyûtî, Tedrîbü'r-Râvî 2/99

Hatib el-Bağdâdî, El-Kifaye Fî İlmi'd-Dirâye sh. 205.

Hatib el-Bağdâdî, El-Kifaye Fî İlmi'd-Dirâye sh. 210

El-Kifaye Fî İlmi'd-Dirâye

Sünen-i Tirmizî, 5/3

Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ ve Müzîli'l-İlbâs Ammâ İştehera Minel-Ehâdîsi Alâ Elsineti'n-Nâs 2/243

Abdu'r-Rauf el-Münâvî "Feyzu'l-Kadîr Fî Şerhi'l-Câmii's-Sağir" 6/283

Bkz. Hatib el-Bağdâdî, El-Kifaye Fî İlmi'd-Dirâye 1/23

Buhârî, Vudû' 79.

Buhari, İlim 38. Hadis no: 107

Buhari, İlim 38 Hadis no:109

Müslim, Tahâret 32. Tirmizi, Tahâret 2

Muslim, Fiten 25

Buhari, İlim 38. Hadis no: 108

Yani bütün detaylarıyla, ince ve kapalı noktalarıyle birlikte olduğu gibi rivayet edememekten korkmasaydım

Bkz. İbn-i Hacer el-Askalânî, Fethul-Bârî Fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî 1/244

Buhari, ilim 38. Hds no:110

Bkz. Muhammed Ebû Zehvü, "El-Hadîs ve'l-Muhaddisûn" sh.207-208

Bkz. Sahîh'i-Müslim, Nevevî Şerhi 2/95

Bkz. Celâleddin es-Suyûtî, Tedrîbü'r-Râvî 2/99-102

Bkz. Muhammed Ebû Zehvü, "El-Hadîs ve'l-Muhaddisûn" sh.205

Necm: 3-4

SÜNNET RİSALESİ
1- SÜNNETE YÖNELTİLEN İTİRAZLAR VE ELEŞTİRİLER
2- HADİSLERİN YAZILMASI
Bütün Sünnet Risaleleri
NÜBÜVVET PINARI
     12-11-2004 Hadis Dersi
     05-11-2004 Hadis Dersi
Bütün Hadis Dersleri
HADİS OKU
     118. Hadis - Sadaka
     119. Hadis - Çevre Temizliği
ve İslam
Bütün Hadisler
KURAN DİNLE
     Harika Kız
     Yasir Abdussamed
 
MELBOURNE 3Z RADYOSU KONUSMALARI
     Medinedeki Adamlar
     Kirmizi Sal
     Allah İçin İş Yapmak
     Aile Ferlerine Yapilan Harcamalar
 
Copyright © Fehmi Cicek